Block title
Block content
İşte, yedi nevi ile yedi tarzda arzın yedi tabakası mevcut olduğu tahakkuk ediyor. Sekizincisi olan âhirki mânâ başka nokta-i nazarda ehemmiyetlidir; o yedide dahil değildir.

Üçüncüsü: Madem Hakîm-i Mutlak israf etmiyor, abes şeyleri yaratmıyor.

Ve madem mahlûkatın vücutları zîşuur içindir ve zîşuurla kemâlini bulur ve zîşuurla şenlenir ve zîşuurla abesiyetten kurtulur.

Ve madem bilmüşahede o Hakîm-i Mutlak, o Kadîr-i Zülcelâl, hava unsurunu, su âlemini, toprak tabakasını hadsiz zîhayatlarla şenlendiriyor.

Ve madem hava ve su hayvânâtın cevelânına mâni olmadığı gibi, toprak, taş gibi kesif maddeler elektrik ve röntgen gibi maddelerin seyrine mâni olmuyorlar.

Elbette o Hakîm-i Zülkemal, o Sâni-i Bîzevâl, küre-i arzımızın merkezinden tut, tâ meskenimiz ve merkezimiz olan bu kışr-ı zâhirîye kadar birbirine muttasıl yedi küllî tabakayı ve geniş meydanlarını ve âlemlerini ve mağaralarını boş ve hâli bırakmaz.

Elbette onları şenlendirmiş, o âlemlerin şenlenmesine münasip ve muvafık zîşuur mahlûkları halk edip orada iskân etmiştir. O zîşuur mahlûklar, madem ki melâike ecnâsından ve ruhanî envâlarından olmak lâzım gelir.

Elbette en kesif ve en sert tabaka, onlara nisbeten, balığa nisbeten deniz ve kuşa nisbeten hava gibidir.

Hattâ zeminin merkezindeki müthiş ateş dahi o zîşuur mahlûklara nisbeti, bizlere nisbeten güneşin harareti gibi olmak iktiza eder. O zîşuur ruhanîler nurdan oldukları için, nâr onlara nur gibi olur.

Dördüncüsü: On Sekizinci Mektupta tabakat-ı arzın acaibine dair ehl-i keşfin tavr-ı akıl haricinde beyan ettikleri tasvirata dair bir temsil zikredilmiştir. Hülâsası şudur ki:

Küre-i arz, âlem-i şehadette bir çekirdektir; âlem-i misaliye ve berzahiyede bir büyük ağaç gibi, semâvâta omuz omuza vuracak bir azamettedir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Birinci Lem'a / Sonraki Risale: On Üçüncü Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abesiyet : faydasız ve gayesiz oluş
âlem-i berzahiye : öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları manevî âlem
âlem-i misaliye : bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem
âlem-i şehadet : gözle görülebilen âlem
arz : yeryüzü
cevelân : dolaşma
ecnâs : cinsler, türler
ehl-i keşf : maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözlemleme seviyesine ulaşmış insanlar
Hakîm-i Mutlak : her şeyi hikmetle yapan, sınırsız hikmet sahibi Allah
Hakîm-i Zülkemâl : sonsuz mükemmellik sahibi olan ve her şeyi hikmetle yaratan Allah
hâli : boş, ıssız
halk etme : yaratma
hararet : ısı
haricinde : dışında
hayvânât : hayvanlar
hülâsa : özet
iktiza etmek : gerektirmek
iskân etme : yerleştirme, ev ve yurt sahibi yapma
Kadîr-i Zülcelâl : kudreti her şeyi kuşatan, haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
kemâl : kusursuzluk, mükemmellik
kesif : katı, yoğun
kışr-ı zâhirî : dış kabuk
küllî : geniş ve kapsamlı
küre-i arz : yerküre, dünya
mahlûk : yaratılmış, varlık
mahlûkat : varlıklar
mânâ : anlam
mâni : engel
melâike : melekler
mesken : ev, mekan
mevcut olmak : var olmak
muttasıl : yapışık, bitişik
muvafık : uygun
münasip : uygun
nâr : ateş
nevi : çeşit, tür
nisbeten : kıyasla
nokta-i nazar : bakış açısı
nur : aydınlık
ruhanî : maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık
Sâni-i Bizevâl : sonu olmayan, her şeyi san’atla yaratan Allah
şen : sevinç, neşe
tabaka : kat, katman
tabakat-ı arz : yeryüzünü oluşturan tabakalar
tahakkuk etmek : gerçekleşmek
tasvirat : tasvirler, sözlü tanımlar
tavr-ı akıl : aklın kabul edebileceği durum
temsil : analoji, bir bilinmeyeni bilinen bir şeyle kıyaslayarak açıklama
unsur : madde, parça
vücut : varlık
zemin : yeryüzü
zîhayat : canlı
zikredilmek : anılmak, belirtilmek
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
Yükleniyor...