Block title
Block content
İşte bu sırr-ı dakik içindir ki, enbiyalar çok defa ehl-i dalâlete karşı mağlûp oluyor. 1 Ve gayet zaaf ve aczde olan dalâlet ehli, mânen gayet kuvvetli olan ehl-i hakka muvakkaten galip oluyorlar ve mukavemet ediyorlar. Bu acip mukavemetin sırr-ı hikmeti şudur ki:

Dalâlette ve küfürde hem adem ve terk var ki, pek kolaydır, hareket istemez. Hem tahrip var ki, çok sehîldir ve âsândır, az bir hareket yeter. Hem tecavüz var ki, az bir amel ile çoklarına zarar verip, ihâfe noktasında ve firavuniyet cihetinden onlara bir makam kazandırır.

Hem âkıbeti görmeyen ve hazır zevke müptelâ olan insandaki nebâtî ve hayvânî kuvvelerin tatmini, telezzüzü, hürriyeti vardır ki, akıl ve kalb gibi letâif-i insaniyeyi insaniyetkârâne ve âkıbet-endişâne olan vazifelerinden vazgeçiriyorlar. 2

Ehl-i hidayet ve başta ehl-i nübüvvet ve başta Habib-i Rabbü’l-Âlemîn olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın meslek-i kudsîsi, hem vücudî, hem sübutî, hem tamir, hem hareket, hem hududda istikamet, hem âkıbeti düşünmek, hem ubudiyet, hem nefs-i emmârenin firavuniyetini, 3 serbestliğini kırmak gibi esasat-ı mühimme bulunduğundandır ki, Medine-i Münevverede bulunan o zamanın münafıkları, o parlak güneşe karşı yarasa kuşu gibi gözlerini yumup, o cazibe-i azîmeye karşı şeytanî bir kuvve-i dâfiaya kapılıp dalâlette kalmışlar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. Kamer Sûresi, 54:10.
2 : Âl-i İmran Sûresi, 3:71-72.
3 : bk. Yusuf Sûresi, 12:53. Ayrıca bk.: el-Beyhakî, ez-Zühd s.157; el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn: 3:4; ed-Deylemî, el-Müsned: 3:408; İbni Receb, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hikem: 1:196; el-Münâvî, Feyzu’l-Kadîr: 5:538; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 1:160, 2:222.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On İkinci Lem'a / Sonraki Risale: On Dördüncü Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âkıbet-endişâne : âkıbetten ve sonuçtan endişe ederek
Aleyhissalâtü vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun
âsân : kolay
ehl-i dalâlet/dalâlet ehli : doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
ehl-i hak : doğru ve hak yolda olan kimseler
ehl-i hidayet : doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar
ehl-i nübüvvet : peygamberler
esasat-ı mühimme : önemli esaslar
firavuniyet : firavun gibi olma, tanrılık iddiasında bulunma
Habib-i Rabbü’l-Âlem : Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın sevgilisi, Hz. Muhammed
hizbullah : Allah’a inanan ve emirlerini yerine getiren kişilerden oluşan topluluk
hizbüşşeytan : şeytanın taraftarları
ihâfe : korkutma
insaniyetkârâne : insanlığa yaraşır şekide
kanun-u mübareze : mücâdele ve çatışma kanunu
letâif-i insaniye : insandaki ince ve yüce duygular
mücâhede : cihad etme, mücâdele yapma
müptelâ : bağımlı
nebâtî ve hayvânî kuvveler : insandaki bitkisel ve hayvanî duygular
nefs-i emmâre : hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
sehîl : kolay
semere : meyve, verim
sırr-ı dakik : ince sır
sırr-ı hikmet : ilmî sırrı, bilimsellik yönü
sübutî : sabit olarak var olan
şecere-i hilkat : yaratılış ağacı
tecavüz : haddi aşma, saldırma
telezzüz : lezzet alma
terakkiyât-ı insaniye : insanların manevî açıdan gelişme ve ilerlemeleri
ubudiyet : kulluk
vücudî : varlıkla ilgili
zaaf : zayıflık, güçsüzlük
Yükleniyor...