Block title
Block content
Üçüncü vecihteki âyinedarlığın iki yüzü var:

Birisi: Esmâ-i İlâhiyenin ayrı ayrı nakışlarını kendinde göstermektir. Adeta insan, câmiiyetiyle kâinatın küçük bir fihristesi ve bir misal-i musağğarası hükmünde olup, umum esmânın nakışlarını gösteriyor.

İkinci yüzü: Şuûnât-ı İlâhiyeye âyinedarlık eder. Yani, kendi hayatıyla Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına işaret ettiği gibi, kendi hayatında inkişaf eden sem’ ve basar gibi duyguların vasıtasıyla, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun sem’ ve basar gibi sıfatlarına âyinedarlık eder, bildirir.

Hem insan, hayatında bulunan ve inkişaf etmeyen ve his ve hassasiyet suretinde galeyan eden ve kesretli bir surette olan çok ince hayatî duygular, mânâlar ve hisler vasıtasıyla, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun şuûnât-ı kudsiyesine âyinedarlık eder.

Meselâ, o hassasiyet içinde, sevmek, iftihar etmek, memnun olmak, mesrur olmak, müferrah olmak gibi mânâlarla -Zât-ı Akdesin kudsiyetine ve gınâ-yı mutlakına münasip ve lâyık olmak şartıyla- o neviden olan şuûnâtına âyinedarlık eder.

Hem insan, nasıl ki hayat-ı câmiasıyla Zât-ı Zülcelâlin sıfât ve şuûnâtına bir mikyas-ı marifettir ve cilve-i esmâsına bir fihristedir ve şuurlu bir âyinedir ve hâkezâ çok cihetlerle Zât-ı Hayy-ı Kayyûma âyinedarlık eder.

Öyle de, insan şu kâinatın hakaiklerine bir vâhid-i kıyasîdir, bir fihristedir, bir mikyastır ve bir mizandır.

Meselâ, kâinatta Levh-i Mahfuzun gayet kat’î bir delil-i vücudu ve bir nümunesi, insandaki kuvve-i hafızadır. Ve âlem-i misalin vücuduna kat’î delil ve nümune, kuvve-i hayaliyedir. HAŞİYE

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Evet, nasıl ki insanın anâsırları kâinatın unsurlarından; ve kemikleri taş ve kayalarından; ve saçları nebat ve eşcârından; ve bedeninde cereyan eden kan ve gözünden, kulağından, burnundan ve ağzından akan ayrı ayrı suları arzın çeşmelerinden ve madenî sularından haber veriyorlar, delâlet edip onlara işaret ediyorlar. Aynen öyle de, insanın ruhu âlem-i ervahtan; ve hafızaları Levh-i Mahfuzdan; ve kuvve-i hayaliyeleri âlem-i misalden; ve hâkezâ herbir cihazı bir âlemden haber veriyorlar ve onların vücutlarına kat’î şehadet ederler.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Beşinci Nükte
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlem : dünya, evren
âlem-i ervah : ruhlar âlemi
âlem-i misal : bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem
anâsır : unsurlar
arz : yeryüzü
âyinedar : bir şeyin özelliklerini yansıtan, ayna olan
âyinedarlık etmek : ayna olmak, yansıtmak, göstermek
basar : görme
cereyan : akım
cihaz : alet
cihet : taraf, yön
cilve-i esmâ : Allah’ın isimlerinin görüntüsü, yansıması
delâlet : delil olma, işaret etme
delil-i vücud : varlığının ispatı
eşcâr : ağaçlar
fihriste : içindekiler, içerik
galeyan etmek : coşup taşmak
gınâ-yı mutlak : sınırsız zenginlik
hakaik : gerçekler
hâkezâ : bunun gibi
hassasiyet : duyarlı olma
hayat-ı câmia : çok kapsamlı olan hayat
hayatî : hayatla bağlantılı
iftihar etmek : övünmek
inkişaf etmek : açığa çıkmak
kâinat : evren
kat’i : kesin
kesretli : çok sayıda
kudsiyet : kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık
kuvve-i hafıza : hafıza duygusu, bellek
kuvve-i hayaliye : hayal duygusu
Levh-i Mahfuz : herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı
mesrur olmak : sevinmek
mikyas : ölçek
mikyas-ı marifet : Allah’ı tanıma ölçüsü
mizan : terazi
müferrah olmak : ferahlamak, rahatlamak
nebat : bitki
nevi : çeşit, tür
nümune : örnek
ruhanî : maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık
sem’ : işitme
sıfât : sıfatlar, özellikler
suret : biçim, şekil
şehadet eden : şahidlik eden
şuurlu : bilinçli
vâhid-i kıyasî : ölçü birimi
vücud : var olma
Yükleniyor...