Block title
Block content
Ve kâinattaki ruhanîlerin bir delil-i vücudu ve nümunesi, insandaki kuvvelerdir ve lâtifelerdir. Ve hâkezâ, insan, küçük bir mikyasta, kâinattaki hakaik-i imaniyeyi şuhud derecesinde gösterebilir.

İşte, insanın mezkûr vazifeler gibi çok mühim hizmetleri var. Cemâl-i bâkîye âyinedir. Kemâl-i sermediyeye dellâl-ı muzhirdir. Ve rahmet-i ebediyeye muhtac-ı müteşekkirdir.

Madem cemal, kemal, rahmet bâkidirler ve sermedîdirler; elbette o cemâl-i bâkînin âyine-i müştâkı ve o kemâl-i sermedînin dellâl-ı âşıkı ve o rahmet-i ebediyenin muhtac-ı müteşekkiri olan insan, bâki kalmak için bir dâr-ı bekàya girecek ve o bâkilere refakat için ebede gidecek ve o ebedî cemal ve o sermedî kemal ve daimî rahmete, ebedü’l-âbâdda refakat etmek gerektir, lâzımdır.

Çünkü ebedî bir cemal, fâni bir müştâka ve zâil bir dosta razı olmaz. Çünkü cemal, kendini sevdiği için, sevmesine mukabil muhabbet ister. Zeval ve fenâ ise, o muhabbeti adâvete kalb eder, çevirir. Eğer insan ebede gidip bâki kalmazsa, fıtratındaki cemâl-i sermediyeye karşı olan esaslı muhabbet yerine adâvet bulunacaktır.

Onuncu Sözün haşiyesinde beyan edildiği gibi, bir zaman bir dünya güzeli, bir âşıkını huzurundan çıkarıyor. O adamdaki aşk, birden adâvete dönüyor ve diyor ki: “Tuh, ne kadar çirkindir!” diyerek, kendine teselli vermek için cemâlinden küsüyor, cemâlini inkâr ediyor.

Evet, insan bilmediği şeye düşman olduğu gibi, eli yetişmediği veyahut tutamadığı şeylerin adâvetkârâne kusurlarını arar, adeta düşmanlık etmek ister.

Madem bütün kâinatın şehadetiyle Mahbub-u Hakikî ve Cemîl-i Mutlak, bütün güzel Esmâ-i Hüsnâsıyla kendini insana sevdiriyor ve insanların kendini sevmelerini istiyor; elbette ve herhalde, kendisinin hem mahbubu, hem habibi olan insana fıtrî bir adâveti verip derinden derine kendinden küstürmeyecek.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Beşinci Nükte
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adâvet : düşmanlık, kin
adâvetkârâne : düşmancasına
âyine-i müştâk : istekli, iştiyaklı ayna
bâki : devamlı, sürekli, ölümsüz
beyan etmek : açıklamak, anlatmak
cemal : güzellik
cemâl-i bâkî : kalıcı ve devamlı güzellik
cemâl-i sermedî : sürekli devam eden güzellik
Cemîl-i Mutlak : sonsuz güzellik sahibi Allah
daimî : devamlı, sürekli
dâr-ı bekà : sonsuzluk âlemi, âhiret
delil-i vücud : varlığı gösteren delil
dellâl-ı âşık : ilân edici âşık, hem âşık olan, hem aşkını ilân eden
dellâl-ı muzhir : gizli güzellikleri ortaya çıkararak ilân eden
ebed : sonsuzluk
ebedî : sonsuz
ebedü’l-âbâd : sonsuzların sonsuzu, âhiret hayatı
esaslı : köklü
Esmâ-i Hüsnâ : Allah’ın en güzel isimleri
fâni : geçici olan, ölümlü
fenâ : gelip geçicilik
fıtrat : yaratılış
fıtraten : yaratılış açısından
fıtrî : doğal, yaratılıştan gelen
huzur : yakınında olma
inkâr etmek : kabul etmemek
kâinat : evren
kemal : olgunluk, mükemmellik
kemâl-i sermedi : sürekli devam eden mükemmellik
kusur : eksiklik, hatâ
lâtife : ince duygu
mahbub : sevgili
Mahbub-u Hakikî : gerçek sevgili, Allah
mahlûk : varlık
mezkûr : adı geçen
mikyas : ölçek
muhabbet : sevgi
muhtac-ı müteşekkir : kendisine verilen nimetlere şükreden, pek çok şeye muhtaç olan
mukabil : karşılık
müstesnâ : seçkin, benzeri olmayan
müştâk : düşkün, âşık
nümune : örnek
perestiş : aşırı derece sevme
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
rahmet-i ebediye : Allah’ın sonsuz şefkati
refakat : arkadaşlık
sermedî : devamlı, sürekli
şehadet : şahidlik
şuhud : görme, şahid olma
teselli vermek : avutmak, acısını dindirmek
zâil : geçip gidici, yok olucu
zeval : yok olma
Yükleniyor...