Block title
Block content
• Hem hayatın hakikati, altı erkân-ı imaniyeye bakıp mânen ve remzen ispat eder. Yani,

• hem Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücudunu ve hayat-ı sermediyesini,

• hem dâr-ı âhireti ve hayat-ı bâkıyesini,

• hem vücud-u melâike,

• hem sair erkân-ı imaniyeye pek kuvvetli bakıp iktiza eden bir hakikat-i nuraniyedir.

• Hem hayat, bütün kâinattan süzülmüş en sâfi bir hülâsası olduğu gibi, kâinattaki en mühim bir maksad-ı İlâhî ve hilkat-i âlemin en mühim neticesi olan şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbeti netice veren bir sırr-ı âzamdır.

İşte, hayatın bu mezkûr yirmi dokuz ehemmiyetli ve kıymettar hassalarını ve ulvî ve umumî vazifelerini nazara al. Sonra bak, Muhyî isminin arkasında ism-i Hayyın azametini gör. Ve hayatın bu azametli hassaları ve meyveleri noktasından, ism-i Hayy nasıl bir İsm-i Âzam olduğunu bil.

Hem anla ki, bu hayat madem kâinatın en büyük neticesi ve en azametli gayesi ve en kıymettar meyvesidir; elbette bu hayatın dahi kâinat kadar büyük bir gayesi, azametli bir neticesi bulunmak gerektir. Çünkü ağacın neticesi meyve olduğu gibi, meyvenin de çekirdeği vasıtasıyla neticesi, gelecek bir ağaçtır. Evet, bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.

Ve bundan anla ki, bu hayatın gayesini “rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heveskârâne nimetlenmektir” diyenler, gayet çirkin bir cehaletle, münkirâne, belki de kâfirâne, bu pek çok kıymettar olan hayat nimetini ve şuur hediyesini ve akıl ihsanını istihfaf ve tahkir edip dehşetli bir küfran-ı nimet ederler.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dördüncü Nükte / Sonraki Risale: Altıncı Nükte
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

azamet : büyüklük
cehalet : cahillik
cilve-i âzam : en büyük yansıma
dâr-ı âhiret : âhiret yurdu
dehşetli : korkunç, ürkütücü
ehemmiyetli : önemli
erkân-ı imaniye : iman esasları
gaflet : âhiretten ve Allah’ın bildirdiği şeylerden habersiz olma, umursamama
hakikat-i nuraniye : nurlu, parlak gerçek
hamd : övgü ve şükür
hassa : temel özellik
hayat-ı bâkıye : devamlı ve kalıcı âhiret hayatı
hayat-ı ebediye : sonsuz hayat, âhiret hayatı
heveskârâne : hevesine düşkün bir şekilde
hilkat-i âlem : âlemin yaratılışı
hülâsa : öz, esas
ihsan : bağış
iktiza etmek : gerektirmek
İsm-i Âzam : Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı
ism-i Hayy : Allah’ın gerçek hayat sahibi olduğunu ve her canlıya hayat verdiğini ifade eden ismi
ism-i Muhyî : Allah’ın bütün canlılara hayat verdiğini bildiren ismi
istihfaf etmek : hafife almak
kâfirâne : kâfirce, inkâr ederek
kâinat : evren
kıymettar : değerli
küfran-ı nimet : nimete karşı nankörlük
maksad-ı İlâhî : Allah’ın maksadı, hedefi
mezkûr : adı geçen, anılan
muhabbet : sevgi
Muhyî : bütün canlılara hayat veren Allah
mühim : önemli
münkirâne : inkâr edercesine
nazara almak : dikkate almak
netice : son, sonuç
nimetlenmek : Allah’ın rızık olarak verdiklerinden faydalanmak
remiz : işaret
sâfi : temiz, arınmış
sair : başka, diğer
sırr-ı âzam : en büyük sır
şuur : bilinç, anlayış
şükür : teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma
tahkir etmek : aşağılamak
tecellî-i eltaf : çok lâtif, çok hoş olan bir güzelliğin yansıması
ulvî : yüce
umumî : bütün, genel
vasıta : aracı
vücud-u melâike : meleklerin varlığı
Zât-ı Hayy ve Muhyî : gerçek hayat sahibi olan ve bütün canlılara hayat veren Zât, Allah
Yükleniyor...