Block title
Block content
• Hem en büyük bir küll kadar, hayat ile küçük bir cüz’ü büyülten ve bir ferdi dahi küllî gibi bir âlem hükmüne getiren ve rububiyet cihetinde kâinatı tecezzî ve iştiraki ve inkısamı kabul etmez bir küll, bir küllî hükmünde gösteren fevkalâde harika bir san’at-ı İlâhiyedir.

• Hem kâinatın mahiyetleri içinde Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun vücub-u vücuduna ve vahdetine ve ehadiyetine şehadet eden burhanların en parlağı, en kat’îsi ve en mükemmeli,

• hem masnuat-ı İlâhiye içinde en hafîsi ve en zâhiri, en kıymettarı ve en ucuzu, en nezihi ve en parlak ve en mânidar bir nakş-ı san’at-ı Rabbâniyedir.

• Hem sair mevcudatı kendine hâdim ettiren, nâzenin, nazdar, nazik bir cilve-i rahmet-i Rahmâniyedir.

• Hem şuûnât-ı İlâhiyenin gayet câmi bir âyinesidir.

• Hem Rahmân, Rezzak, Rahîm, Kerîm, Hakîm gibi çok Esmâ-i Hüsnânın cilvelerini câmi ve rızık, hikmet, inâyet, rahmet gibi çok hakikatleri kendine tâbi eden ve görmek ve işitmek ve hissetmek gibi umum duyguların menşei, madeni bir acube-i hilkat-i Rabbâniyedir.

• Hem hayat, bu kâinatın tezgâh-ı âzamında öyle bir istihale makinesidir ki, mütemadiyen, her tarafta tasfiye yapıyor, temizlendiriyor, terakki veriyor, nurlandırıyor. Ve zerrat kafilelerine güya hayatın yuvası olan cesedi, o zerrelere vazife görmek, nurlanmak, talimat yapmak için bir misafirhane, bir mektep, bir kışladır. Adeta Zât-ı Hayy ve Muhyî, bu makine-i hayat vasıtasıyla, bu karanlıklı ve fâni ve süflî olan âlem-i dünyayı lâtifleştiriyor, ışıklandırıyor, bir nevi bekà veriyor, bâki bir âleme gitmeye hazırlattırıyor.

• Hem hayatın iki yüzü, yani mülk, melekût vecihleri parlaktır, kirsizdir, noksansızdır, ulvîdir. Onun için, perdesiz, vasıtasız, doğrudan doğruya dest-i kudret-i Rabbâniyeden çıktığını âşikâre göstermek için, sair eşya gibi zâhirî esbabı, hayattaki tasarrufât-ı kudrete perde edilmemiş bir müstesna mahlûktur.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dördüncü Nükte / Sonraki Risale: Altıncı Nükte
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acube-i hilkat-i Rabbâniye : herşeyin Rabbi olan Allah’ın yarattığı varlıklardaki şaşkınlık veren özellikler
dest-i kudret-i Rabbâniye : herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın kudret eli
erkân-ı imaniye : iman esasları
esbab : sebepler
Esmâ-i Hüsnâ : Allah’ın sınırsız güzellikteki isimleri
eşya : varlıklar
fâni : gelip geçici, ölümlü
hakikat : doğru gerçek
Hakîm : her işini hikmetle ve belli bir gayeye yönelik olarak faydalı ve yerli yerinde yapan Allah
hayat-ı sermediye : devamlı, sürekli hayat
hikmet : bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma
inâyet : Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik
istihale : bir halden başka hale dönüşme
kafile : grup, topluluk
kâinat : evren
Kerîm : sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah
lâtifleştirmek : hoş ve şirin hâle getirmek, berraklaştırmak
mahlûk : yaratık
makine-i hayat : hayat makinesi, canlı olan vücut fabrikası
mânen : mânevî olarak
melekût : birşeyin iç yüzü, aslı, esası
menşe : kaynak
mülk : varlıkların görünen yönü
mütemadiyen : sürekli olarak
nevi : çeşit, tür
noksansız : eksiksiz
nurlandırmak : aydınlatmak, ışıklandırmak
Rahîm : rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah
Rahmân : çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah
şuûnât-ı İlâhiye : Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler
tâbi eden : bağlı kılan, uyduran
talimat : eğitim
tasarrufât-ı kudret : Allah’ın kudretiyle dilediği gibi icraat ve faaliyetlerde bulunması
ulvî : yüce, büyük
umum : bütün
Vâcibü’l-Vücud : varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
vasıta : aracı
vecih : yön
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu olması
zâhirî : gözle görünen
Zât-ı Hayy ve Muhyî : gerçek hayat sahibi olan ve bütün canlılara hayat veren Zât, Allah
zerrat : zerreler, atomlar
Yükleniyor...