Block title
Block content
Ve madem hayatın süzülmüş en sâfi hülâsası olan şuur ve akıl ve en lâtif ve sabit cevheri olan ruh, bu küre-i arzda gayet kesretli bir surette halk olunuyorlar; adeta küre-i arz, hayat ve akıl ve şuur ve ervah ile ihyâ olup öyle şenlendirilmiş.

Elbette küre-i arzdan daha lâtif, daha nuranî, daha büyük, daha ehemmiyetli olan ecrâm-ı semâviye, ölü, câmid, hayatsız, şuursuz kalması imkân haricindedir.

Demek gökleri, güneşleri, yıldızları şenlendirecek ve hayattar vaziyetini verecek ve netice-i hilkat-i semâvâtı gösterecek ve hitâbât-ı Sübhâniyeye mazhar olacak olan zîşuur, zîhayat ve semâvâta münasip sekeneler, herhalde sırr-ı hayatla bulunuyorlar ki, onlar da melâikelerdir.

Hem hayatın sırr-ı mahiyeti, peygamberlere iman rüknüne bakıp remzen ispat eder. Evet, madem kâinat, hayat için yaratılmış ve hayat dahi Hayy-ı Kayyûm-u Ezelînin bir cilve-i âzamıdır, bir nakş-ı ekmelidir, bir san’at-ı ecmelidir.

Madem hayat-ı sermediye, resullerin gönderilmesiyle ve kitapların indirilmesiyle kendini gösterir.

(Evet, eğer kitaplar ve peygamberler olmazsa, o hayat-ı ezeliye bilinmez. Nasıl ki bir adamın söylemesiyle diri ve hayattar olduğu anlaşılır; öyle de, bu kâinatın perdesi altında olan âlem-i gaybın arkasında söyleyen, konuşan, emir ve nehyedip hitap eden bir Zâtın kelimâtını, hitâbâtını gösterecek, peygamberler ve ellerinde nâzil olan kitaplardır.)

Elbette kâinattaki hayat, kat’î bir surette Hayy-ı Ezelînin vücûb-u vücuduna kat’î şehadet ettiği gibi; o hayat-ı Ezeliyenin şuââtı, celevâtı, münâsebâtı olan “irsâl-i rusül” ve “inzâl-i kütüb” rükünlerine bakar, remzen ispat eder.

Ve bilhassa risalet-i Muhammediye (a.s.m.) ve vahy-i Kur’ânî hayatın ruhu ve aklı hükmünde olduğundan, bu hayatın vücudu gibi hakkaniyetleri kat’îdir denilebilir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dördüncü Nükte / Sonraki Risale: Altıncı Nükte
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlem-i gayb : gayb âlemi, görünmeyen âlem
bilhassa : özellikle
câmid : cansız
celevât : cilveler, yansımalar
cilve-i âzam : en büyük yansıma
ecrâm-ı semâviye : gök cisimleri
ehemmiyetli : değerli, önemli
emir ve nehiy : bir şeyin yapılmasını emretme veya yasaklama
ervah : ruhlar
hakkaniyet : doğruluk, hakka taraftar olma
halk olunmak : yaratılmak
hayat-ı ezeliye : başlangıcı ve sonu olmayan hayat
hayat-ı sermediye : devamlı, sürekli hayat
hayattar : canlı
Hayy-ı Ezelî : başlangıcı olmaksızın devamlı hayat sahibi olan Allah
Hayy-ı Kayyûm-u Ezelî : varlığının ve diriliğinin başlangıcı olmayıp her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah
hitâbât : hitâplar, konuşmalar
hitâbât-ı Sübhâniye : her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları
hitap eden : konuşan
hülâsa : özet, öz
ihyâ olmak : hayat verilmek
imkân haricinde : imkânsız
inzâl-i kütüb : kitapların indirilmesi
irsâl-i rusül : peygamberlerin gönderilmesi
kâinat : evren
kat’î : kesin
kelimât : sözler
kesretli : çok
küre-i arz : yerküre, dünya
lâtif : güzel, hoş
mazhar olmak : erişmek
melâike : melekler
münâsebât : bağlantılar, ilişkiler
münasip : uygun
nakş-ı ekmel : en mükemmel nakış
nâzil olan : inen
netice-i hilkat-i semâvât : göklerin yaratılış neticesi
nuranî : nurlu, parlak
remzen : işaretle
resul : Allah’ın elçisi
risalet-i Muhammediye : Hz. Muhammed’in peygamberliği
rükün : temel, esas
san’at-ı ecmel : en güzel san’at
sekene : sakinler, yaşayanlar
semâvât : gökler
sırr-ı hayat : hayat sırrı
sırr-ı mahiyet : bir şeyin özündeki sır, gizem
şuâât : ışınlar, parıltılar
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
Yükleniyor...