DÖRDÜNCÜ NOKTA

Onuncu Sözde işaret edildiği gibi, bir Sâni-i Hakîm ve gayet hikmetli bir usta, bir sarayın herbir taşında yüzer hikmeti hassasiyetle takip etse, sonra o saraya dam yapmayıp, boşu boşuna harap olmasıyla, takip ettiği hadsiz hikmetleri zayi etmesini hiçbir zîşuur kabul etmediği ve bir Hakîm-i Mutlak, kemâl-i hikmetinden, bir dirhem kadar bir çekirdekten yüzer batman faydaları, gayeleri, hikmetleri dikkatle takip ettiği halde, dağ gibi koca ağaca bir dirhem kadar birtek fayda, birtek küçük gaye, birtek meyve vermek için o koca ağacın pek çok masarıfını yapmakla, kendi hikmetine bütün bütün zıt ve muhalif olarak, müsrifâne bir sefahet irtikâp etmesi hiçbir cihetle imkânı olmadığı gibi; aynen öyle de, bu kâinat sarayının herbir mevcudatına yüzer hikmet takan ve yüzer vazife ile teçhiz eden, hattâ herbir ağaca meyveleri adedince hikmetler ve çiçekleri adedince vazifeler veren bir Sâni-i Hakîm, kıyameti getirmemekle ve haşri yapmamakla, bütün had ve hesaba gelmeyen hikmetleri ve nihayetsiz vazifeleri mânâsız, abes, boş, faydasız zayi etmesi, o Kadîr-i Mutlakın kemâl-i kudretine acz-i mutlak verdiği gibi, o Hakîm-i Mutlakın kemâl-i hikmetine hadsiz abesiyet ve faydasızlığı ve o Rahîm-i Mutlakın cemâl-i rahmetine nihayetsiz çirkinliği ve o Âdil-i Mutlakın kemâl-i adaletine nihayetsiz zulmü vermek demektir.

Adeta, kâinatta herkese görünen hikmet, rahmet, adaleti inkâr etmektir. Bu ise en acip bir muhaldir ki, hadsiz bâtıl şeyler, içinde bulunur.

Ehl-i dalâlet gelsin, baksın: Gideceği ve düşündüğü kendi kabri gibi, kendi dalâletinde ne derece dehşetli bir zulmet, bir karanlık ve yılanların, akreplerin yuvası bir kuyu olduğunu görsün.

Ve âhirete iman ise, Cennet gibi güzel ve nuranî bir yol olduğunu bilsin, imana girsin.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: İkinci Nükte / Sonraki Risale: Dördüncü Nükte
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abes : boş ve faydasız
abesiyet : faydasız ve gayesiz oluş
acip : hayret verici, şaşırtıcı
acz-i mutlak : sınırsız güçsüzlük
Âdil-i Mutlak : sonsuz adâlet sahibi Allah
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
âyet : Kur’ân’da yer alan her bir cümle
düstur-u esas : temel kanun, anayasa
ehemmiyet : önem
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
esaslı : köklü
fıtrat : yaratılış, mizaç
had ve hesaba gelmemek : sonsuz ve sınırsız olmak
hadsiz : sayısız
Hakîm-i Mutlak : herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan sınırsız hikmet sahibi Allah
haşir : öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
hikmet : fayda, gaye
hilâf-ı hakikat : gerçeğe aykırı
iktisat : tutumluluk, israf etmeme
iman : Allah’a inanma
inkâr etmek : kabul etmemek
ism-i Hakîm : Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi
Kadîr-i Mutlak : herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi Allah
kâinat : evren
kemâl-i adalet : eksiksiz adalet
kemâl-i hikmet : Allah’ın herşeyi eksiksiz bir hikmetle yapması
kemâl-i kudret : Allah’ın kudretinin mükemmelliği
kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
muhal : imkansız
mukteza : bir şeyin gereği
nihayetsiz : sınırsız
nuranî : aydınlık
Rahîm-i Mutlak : sınırsız şefkat ve merhamet sahibi olan Allah
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
Sâni-i Hakîm : her şeyi hikmetli ve san’atlı bir şekilde yapan Allah
Sâni-i Zülcelâl : büyüklük ve haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
suret : biçim, görünüş
zayi etmek : kaybetmek
zulmet : karanlık
Yükleniyor...