Block title
Block content
Her mü’min gibi benim hüviyet-i şahsiyemi ve mahiyet-i insaniyemi anlamak isteyenler ve benim gibi olmak arzu edenler, حَسْبُنَا’daki نَا cemiyetinde bulunan ene’nin, yani nefsimin tefsirine baksınlar.

Ehemmiyetsiz, hakir ve fakir görünen vücudum -her mü’minin vücudu gibi- neymiş, hayat neymiş, insaniyet neymiş, İslâmiyet neymiş, iman-ı tahkikî neymiş, marifetullah neymiş, muhabbet nasıl olacakmış, anlasınlar, dersini alsınlar.

DÖRDÜNCÜ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Bir vakit ihtiyarlık, gurbet, hastalık, mağlûbiyet gibi vücudumu sarsan arızalar, bir gaflet zamanıma rast gelip, şiddetle alâkadar ve meftun olduğum vücudumu, belki mahlûkatın vücutlarını ademe gidiyor diye elîm endişe verirken, yine bu âyet-i hasbiyeye müracaat ettim. Dedi: “Mânâma dikkat et ve iman dürbünüyle bak.”

Ben de baktım ve iman gözüyle gördüm ki, bu zerrecik vücudum, her mü’minin vücudu gibi, hadsiz bir vücudun âyinesi ve nihayetsiz bir inbisatla hadsiz vücutları kazanmasına bir vesile ve kendinden daha kıymettar, bâki, müteaddit vücutları meyve veren bir kelime-i hikmet bulunduğunu ve mensubiyet cihetiyle bir an yaşaması, ebedî bir vücut kadar kıymettar olduğunu ilmelyakin ile bildim.

Çünkü, şuur-u imanla bu vücudum Vâcibü’l-Vücudun eseri ve san’atı ve cilvesi olduğunu anlamakla, vahşî evhamdan ve hadsiz firaklardan ve hadsiz mufarakat ve firakların elemlerinden kurtulup, mevcudata, hususan zîhayatlara taallûk eden ef’âl ve esmâ-i İlâhiye adedince uhuvvet rabıtalarıyla münasebet peydâ eylediğim, bütün sevdiğim mevcudata, muvakkat bir firak içinde daimî bir visal var olduğunu bildim.

İşte, iman ile ve imandaki intisap ile, her mü’min gibi, vücudum dahi hadsiz vücutların firaksız envârını kazanır. Kendi gitse de onlar arkada kaldığından, kendisi kalmış gibi memnun olur.

Hülâsa, ölüm firak değil, visaldir, tebdil-i mekândır, bâki bir meyveyi sümbül vermektir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Beşinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : yokluk, hiçlik
alâkadar : alakalı, ilgili
âyet-i hasbiye : “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir” mânâsındaki “Hasbünallâhü ve ni’me’l-vekîl” âyeti
bâki : devamlı, kalıcı, sonsuz
cemiyet : çoğul olma anlamı
cihet : yön
cilve : görüntü, yansıma
daimî : devamlı, sürekli
ebedî : sonsuz
ef’âl : fiiler, davranışlar
ehemmiyetsiz : önemsiz
elem : acı, keder
elîm : acı ve sıkıntı veren
ene : Arapça’da “ben” anlamına gelen kelime
esmâ-i İlâhiye : Allah’ın isimleri
evham : kuruntular, şüpheler
firak : ayrılık
gaflet : umursamazlık, dalgınlık
gurbet : yabancılık, vatanından uzak olma
hadsiz : sayısız, sınırsız
hakir : küçük, ehemmiyetsiz
hususan : özellikle
hüviyet-i şahsiye : kişinin şahsî hüviyeti, kimliği
ilmelyakîn : ilim yoluyla kesin bilgi sahibi olma
iman-ı tahkikî : imana dair bütün meseleleri inceleyip delil ve burhan ile inanma
inbisat : genişleme, yayılma
insaniyet : insanlık
intisap : bağlanma
iştirak : ortak olma, katılma
kelime-i hikmet : hikmet ifade eden kelime
kıymettar : değerli
mağlûbiyet : yenilgi
mahiyet-i insaniye : insana ait özellikler, insanın içyapısı
mahlûkat : varlıklar
marifetullah : Allah’ı bilme ve tanıma
meftun : düşkün
mensubiyet : mensup olmak, bağlı ve ait olmak
mertebe-i nuriye-i hasbiye : “Hasbünallahu ve ni’me’l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)” âyetinin mertebesi, derecesi
mevcudat : varlıklar
mufarakat : ayrılık
muhabbet : sevgi
muvakkat : geçici
mü’min : Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan
münasebet peydâ etmek : bağlantı kurmak
müracaat etmek : başvurmak
müteaddit : bir çok, çeşitli
nefs : kişinin kendisi
rabıta : bağlantı
şuur-u iman : iman şuuru, bilinci
taallûk eden : ilgilendiren, ait olan
Vâcibü’l-Vücud : varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
visal : kavuşma
Yükleniyor...