Block title
Block content
“Hem gizli düşmanların desiseleriyle bazı safdil ve vehham memurları iğfal ile o zulme sevk etmek cihetiyle, onların da bir hissesi var. Ona karşı Risale-i Nur’un o münafıklara vurduğu dehşetli mânevî tokatlar, senin intikamını tamamen onlardan almış.

O, onlara yeter. “En son hisse, bilfiil vasıta olan resmî memurlardır. Bu hisseye karşı, onların Nurlara tenkit niyetiyle bakmalarında, ister istemez, şüphesiz, iman cihetinde istifadelerinin hatırı için,

1 وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ düsturuyla onları affetmek bir ulüvvücenaplıktır.”

Ben de bu hakikatli ihtardan kemâl-i ferah ve şükürle, bu yeni medrese-i Yusufiyede durmaya, hattâ aleyhimde olanlara yardım etmek için, kendime mucib-i ceza, zararsız bir suç yapmaya karar verdim.

Hem benim gibi yetmiş beş yaşında ve alâkasız ve dünyada sevdiği dostlarından, yetmişten ancak hayatta beşi kalmış ve onun vazife-i Nuriyesini görecek yetmiş bin Nur nüshaları bâki kalıp serbest geziyorlar ve bir dile bedel binler dille hizmet-i imaniyeyi yapacak kardeşleri, vârisleri bulunan benim gibi bir adama, kabir bu hapisten yüz derece ziyade hayırlıdır.

Ve bu hapis dahi, haricinde hürriyetsiz tahakkümler altındaki serbestiyetten yüz derece daha rahat, daha faidelidir. Çünkü, haricinde, tek başıyla yüzer alâkadar memurların tahakkümlerini çekmeye mukabil, hapiste yüzer mahpuslarla beraber, yalnız müdür ve başgardiyan gibi bir iki zâtın, maslahata binaen hafif tahakkümlerini çekmeye mecbur olur.

Ona mukabil, hapiste çok dostlardan kardeşâne taltifler, teselliler görür. Hem İslâmiyet şefkati ve insaniyet fıtratı bu vaziyette ihtiyarlara merhamete gelmesi, hapis zahmetini rahmete çeviriyor diye, hapse razı oldum.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Öfkelerini yutanlar ve insanları affedenler...” Âl-i İmrân Sûresi, 3:134.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Beşinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâkadar : alakalı, ilgili
alâkasız : ilgisiz
bâki kalmak : geride kalmak, elde bulunmak
bilfiil : fiilen, uygulamalı olarak
binaen : dayanarak
cihet : yön, şekil
dehşetli : korkunç, ürkütücü
düstur : kural, prensip
fıtrat : yaratılış, mizaç
hakikat : gerçek, sır
hâkim : yargıç
haricinde : dışında
hiddet : öfke
hisse : pay
hizmet-i imaniye : iman hizmeti
hürriyet : özgürlük
ihanetkârâne : haincesine
ihtar : hatırlatma, uyarı
kardeşâne : kardeşçesine
kemâl-i ferah : tam bir rahatlama
kemâl-i şefkat : tam ve mükemmel şefkat, acıma
mahpus : tutuklu
maslahat : fayda, gaye
medrese-i Yusufiye : Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân’a hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane
merhamete gelmek : acımak
merhametkârâne : merhametli bir şekilde
merhametsiz : acımasız
mucib-i ceza : ceza gerektiren
mukabil : karşılık
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen
nüsha : kopya
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
serbestiyet : serbestlik
şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
tahakküm : baskı, zorbalık
taltif : iyilik ve güzellikle muamele etmek
uhuvvet : kardeşlik
ulüvvücenaplık : büyüklük
vâris : mirasçı
vasıta : aracı
vazife-i Nuriye : Risale-i Nur yoluyla Kur’ân hizmetinde bulunma
vaziyet : durum
zaafiyet : zayıflık, güçsüzlük
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...