Block title
Block content
Merak, hastalığı ziyade ettiği gibi, hikmet-i İlâhiyeyi ittiham ve rahmet-i İlâhiyeyi tenkit ve Hâlık-ı Rahîminden şekvâ hükmünde olduğu için, aksi maksadıyla tokat yer, hastalığını ziyadeleştirir. Evet, nasıl ki şükür nimeti ziyadeleştirir; öyle de, şekvâ, hastalığı, musibeti tezyid eder.

Hem merakın kendisi de bir hastalıktır. Onun ilâcı, hastalığın hikmetini bilmektir. Madem hikmetini, faydasını bildin; o merhemi meraka sür, kurtul. Ah yerine oh de; “Vâ esefâ” yerine “Elhamdü lillâhi alâ külli hal” söyle.

ON BİRİNCİ DEVÂ

Ey sabırsız hasta kardeş! Hastalık, hazır bir elemi sana vermekle beraber, evvelki hastalığından bugüne kadar, o hastalığın zevâlindeki bir lezzet-i mâneviye ve sevabındaki bir lezzet-i ruhiye veriyor. Bugünden, belki bu saatten sonraki zamanda hastalık yok; elbette yoktan elem yok. Elem olmazsa teessür olamaz. Sen yanlış bir surette tevehhüm ettiğin için sabırsızlık geliyor.

Çünkü, bugünden evvel bütün hastalık zamanının maddîsi gitmekle elemi de beraber gitmiş, kendindeki sevabı ve zevâlindeki lezzet kalmış. Sana kâr ve sürur vermek lâzım gelirken, onları düşünüp müteellim olmak ve sabırsızlık etmek divaneliktir. Gelecek günler daha gelmemişler. Onları şimdiden düşünüp, yok bir günde, yok olan bir hastalıktan, yok olan bir elemden tevehhüm ile düşünüp müteellim olmak, sabırsızlık göstermekle, üç mertebe yok yoğa vücut rengi vermek divanelik değil de nedir?

Madem bu saatten evvelki hastalık zamanları ise sürur veriyor. Ve madem, yine bu saatten sonraki zaman mâdum, hastalık mâdum, elem mâdumdur. Sen, Cenâb-ı Hakkın sana verdiği bütün sabır kuvvetini böyle sağa sola dağıtma, bu saatteki eleme karşı tahşid et, “Yâ Sabûr” de, dayan.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aks-i maksad : maksadın aksi
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
devâ : ilâç, çare
divanelik : akılsızlık
elem : keder, üzüntü
elhamdü lillâhi alâ külli hal : her türlü hâl için Allah’a hamd olsun!
evrâd : zikirler
evvel : önce
evvelki : önceki
hadis : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
Hâlık-ı Rahîm : sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah
hikmet : sebep, fayda, gaye
lezzet-i mâneviye : mânevî lezzet
lezzet-i ruhiye : ruhun lezzet alması
mâdum : yok
mahrumiyet : yoksun kalma
mertebe : derece, makam
musibet : belâ, büyük sıkıntı
mü’min : Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan
müteellim : acı çeken, üzülen
müttakî : Allah’tan korkup emir ve yasaklarını titizlikle uyan
nimet : iyilik, lütuf, ihsan
rahmet-i İlâhiye : Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti
Sabûr : kullarına sabır gücü ihsan eden Allah
suret : biçim, şekil
sürur : mutluluk, sevinç
şekvâ : şikâyet, yakınma
şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
tahşid etmek : öneminden dolayı bir şeyin üzerinde fazla durmak
teessüf eden : üzülen
teessür : üzüntü
tenkit etmek : eleştirmek
tevehhüm etmek : sanmak, zannetmek, kuruntu
tezyid etmek : artırmak
vâ esefâ! : esefler olsun!
vücut rengi vermek : olmayan bir şeyi var kabul etmek
zevâl : gelip geçicilik, yokluk
ziyadeleştirmek : artırmak, fazlalaştırmak
Yükleniyor...