Block title
Block content
DÖRDÜNCÜ HİKMET

Malûmdur ki, kesret-i nesil, herkesçe matluptur. Hiçbir millet ve hükûmet yoktur ki, kesret-i tenasüle taraftar olmasın. Hattâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:

تَنَاكَحُوا تَكَاثَرُوا فَاِنِّىۤ اُبَاهِى بِكُمُ اْلاُمَمَ 1

(ev kemâ kàl.) Yani, “İzdivaç ediniz, çoğalınız. Ben kıyamette sizin kesretinizle iftihar edeceğim.”

Halbuki tesettürün ref’i, izdivacı teksir etmeyip çok azaltıyor. Çünkü, en serseri ve asrî bir genç dahi refika-i hayatını namuslu ister. Kendi gibi asrî, yani açık saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır, belki de fuhşa sülûk eder.

Kadın öyle değil; o derece kocasını inhisar altına alamaz. Çünkü kadının -aile hayatında müdir-i dahilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve herşeyine muhafaza memuru olduğundan- en esaslı hasleti sadakattir, emniyettir.

Açık saçıklık ise, bu sadakati kırar, kocası nazarında emniyeti kaybeder, ona vicdan azabı çektirir. Hattâ erkeklerde iki güzel haslet olan cesaret ve sehâvet kadınlarda bulunsa, bu emniyete ve sadakate zarar olduğu için, ahlâk-ı seyyiedendir, kötü haslet sayılırlar.

Fakat kocasının vazifesi, ona hazinedarlık ve sadakat değil, belki himâyet ve merhamet ve hürmettir. Onun için, o erkek inhisar altına alınmaz, başka kadınları da nikâh edebilir.

Memleketimiz Avrupa’ya kıyas edilmez. Çünkü orada, düello gibi çok şiddetli vasıtalarla, açık saçıklık içinde namus bir derece muhafaza edilir. İzzet-i nefis sahibi birisinin karısına pis nazarla bakan, boynuna kefenini takar, sonra bakar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:269, no: 3366; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1021.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Üçüncü Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Beşinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahlâk-ı seyyie : kötü ahlâk
âlem-i İslâm kıtası : İslâm dünyasının üzerinde bulunduğu bölge
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
asrî : çağdaş, modern
Asya :
Avrupa :
azab : sıkıntı
bârid : soğuk
câmid : cansız, donuk
düello : iki kişi arasında, tanıklar önünde yapılan silâhlı vuruşma
emniyet : güven, korkusuzluk
esaslı : köklü
ev kemâ kâl : veya söylediği gibi
evlâd : çocuklar
ferman etmek : buyurmak
fuhş : çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan iş
haslet : huy, özellik
haysiyet : özellik
hazinedarlık : hazine bekçiliği
hevesât-ı hayvâniye : hayvansal hisler, arzular
himâyet : koruma altına alma
hürmet : saygı
iftihar etmek : övünmek
inhisar : sınırlandırma, kontrol
izdivac : evlenme
izdivaç etmek : evlenmek
izzet-i nefis : onur, öz saygı
kesret : çokluk
kesret-i tenasül : neslin çoğalması
kıyamet : dünyanın yıkılıp, âhiret hayatının başlaması
malûm : bilinen
memâlik-i bâride : soğuk memleketler
memâlik-i harre : sıcak memleketler
merhamet : acıma, şefkat
muhafaza : koruma, saklama
muhit : coğrafî bölge, doğal çevre
müdir-i dahilî : iç işleri yöneten
nazarında : gözünde, düşüncesinde
nikâh etmek : evlenmek
nisbeten : kıyasla
ref’ : ortadan kaldırma
refika-i hayat : hayat arkadaşı, eş
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
sadakat : bağlılık
sehâvet : cömertlik
sülûk etmek : yönelmek, bir yola girmek
tabiat : insanların genel yapısı
tahrik etmek : harekete geçirmek
teksir etmek : çoğaltmak
tesettür : örtünme
tesir : etki
vasıta : araç
Yükleniyor...