Block title
Block content
Evet, bir valide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu feda etmesi ve hakikî bir ihlâs ile vazife-i fıtriyesi itibarıyla kendini evlâdına kurban etmesi gösteriyor ki, hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var.

Bu kahramanlığın inkişafı ile hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebediyesini onunla kurtarabilir. Fakat bazı fena cereyanlarla, o kuvvetli ve kıymettar seciye inkişaf etmez. Veyahut sû-i istimal edilir. Yüzer nümunelerinden bir küçük nümunesi şudur:

O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. “Oğlum paşa olsun” diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa’ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor.

Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor. O çocuk, “Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?” diye şekvâ edecek.

Dünyada da, terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder.

Eğer hakikî şefkat sû-i istimal edilmeyerek, biçare veledini haps-i ebedî olan Cehennemden ve idam-ı ebedî olan dalâlet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkat sırrıyla çalışsa, o veledin bütün ettiği hasenâtının bir misli, validesinin defter-i a’mâline geçeceğinden, validesinin vefatından sonra her vakit hasenatlarıyla ruhuna nurlar yetiştirdiği gibi, âhirette de, değil dâvâcı olmak, bütün ruh u canıyla şefaatçi olup ebedî hayatta ona mübarek bir evlât olur.

Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle, ben kendi şahsımda kat’î ve daima hissettiğim bu mânâyı beyan ediyorum:...
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Üçüncü Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Beşinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhiret : öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
beyan etmek : açıklamak
biçare : çaresiz, zavallı
cereyan : akım
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inkârcılık
defter-i a’mâl : amel defteri
ebedî : sonsuz
esaslı : köklü
evlât : çocuk
fena : kötü, çirkin
fıtrî şefkat : doğal, yaratılıştan gelen şefkat, merhamet
hafız mektebi : Kur’ân-ı Kerimi ezberlemek için gidilen okul
haps-i ebedî : sonsuz bir hapis
hasenât : iyilikler, sevaplar
hayat-ı dünyeviye : dünya hayatı
hayat-ı ebediye : sonsuz hayat, âhiret hayatı
helâket : mahvolma
idam-ı ebedî : dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
ihlâs : içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
inkişaf : açığa çıkma
istifade : faydalanma
itibarıyla : özelliğiyle, bakımından
kasem etmek : yemin etmek
kat’î : kesin
kıymettar : değerli
mâsum : günahsız
merhum : Allah’ın rahmetine kavuşmuş, vefat etmiş
misli : benzeri
muallim : öğretmen
mukabele etmek : karşılık vermek
mübarek : hayırlı
münasebet : ilişki, bağlantı
nazara almak : göze almak
nümune : örnek
ruh-u canıyla : ruhu ve canıyla
sebebiyet vermek : sebep olmak
seciye : karakter, üstün özellik
sû-i istimal : kötüye kullanma
şefaatçi : af için aracılık eden
şefkat : içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi
şekvâ etmek : şikâyet etmek
takviye : kuvvetlendirme, güçlendirme
terbiye etmek : yetiştirmek, büyütmek
terbiye-i İslâmiye : İslâm terbiyesi
tesirli : etkili
üstad : öğretmen, hoca
valide : anne
vazife-i fıtriye : yaratılıştan gelen görev
veled : çocuk
Yükleniyor...