Block title
Block content
Nimet ciheti ise aşağıdan yukarıya çıkmıyor, belki rahmet hazinesinden geliyor. Rahmet hazinesi elbette âlî, yukarı ve mânen yüksek mertebededir. Elbette nimet yukarıdan aşağıyadır ve muhtaç olan beşerin mertebesi aşağıdadır. Elbette in’âm, ihtiyâcın mâfevkindedir. Onun için, nimetin hazine-i rahmetten beşerin ihtiyâcına imdâd için gelmesinin hak tâbiri, اَنْزَلْنَا dır, “ihrac” değildir.

Hem tedricî ihrâcat beşerin eliyle olduğu için, “ihrac” kelimesi ihsan cihetini nazar-ı gaflete hissettirmez. Evet, demirin maddesi murad olunsa, mekân-ı maddî itibarıyla ihraçtır. Fakat demirin sıfatı ve burada mânâ-yı maksudu olan “nimet” ise, mânevîdir. Bu mânâ-yı maddî, mekâna bakmıyor, belki mânevî mertebeye bakar.

Rahmân’ın hadsiz mertebe-i ulviyetinin bir tecellîsi olan hazine-i rahmetten gelen nimet, elbette en yüksek makamdan en aşağı mertebeye gönderiliyor. Hak tâbiri 1 اَنْزَلْنَاdır. Bu tâbirle nev-i beşere ihtar eder ki, demir en büyük bir nimet-i İlâhiyedir.

Evet, nev-i beşerin bütün san’atlarının mâdeni ve terakkiyâtının menbaı ve kuvvetinin medârı demirdir.

İşte bu azîm nimeti ihtâr için, makam-ı imtinan ve in’âmda, kemâl-i haşmetle 2 ferman ediyor. Nasıl ki Hazret-i Dâvud’a en mühim bir mûcize olarak 3 وَاَلَنَّا لَهُ الْحَدِيدَ ferman ediyor. Yani, büyük bir peygambere büyük bir mûcize ve büyük bir nimet olarak demiri yumuşatmasını gösteriyor.

Sâniyen: “Yukarı,” “aşağı” nisbîdir. Küre-i arzın merkezine göre yukarı ve aşağı oluyor. Hattâ bize nisbeten aşağı olan birşey, Amerika kıt’asına nazaran yukarı oluyor. Demek, merkezden sath-ı arz tarafına gelen maddeler, sath-ı arzda olanlara göre vaziyeti değişir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : İndirdik.
2 : “Biz demiri de indirdik ki, onda hem kuvvet ve şiddet, hem de insanlar için faydalar vardır.” Hadîd Sûresi, 57:25.
3 : “Demiri de onun için yumuşattık.” Sebe’ Sûresi, 34:10.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Dokuzuncu Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdi : basit, sıradan
azîm : büyük, yüce
cihet : yön, taraf
ferman etmek : emretmek, buyurmak
fevâid : faydalar, kazançlar
hâcât : ihtiyaçlar
hadsiz : sınırsız
hâne : ev
i’câz : mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma
ihrac : dışarı çıkarma
ihrâcat : bir madeni yerin altından çıkarma işlemleri
ihsan : bağış
ihtar etmek : hatırlatmak
istimâl edilmek : kullanılmak
itibarıyla : açısından
kemâl-i haşmet : büyüklük ve heybetteki mükemmellik
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
küre-i arz : yerküre, dünya
lisan : dil
mâden : kaynak
mahzen : depo
makam : derece, yer
makam-ı imtinan ve in’âm : minnet ve nimeti hatırlatma yeri
mânâ-yı maddî : maddî anlam
mânâ-yı maksud : asıl kastedilen anlam
medâr : sebep, neden, kaynak
mekân : yer
mekân-ı maddî : maddî yer
menâfi : faydalar, yararlar
menba : kaynak
mertebe : derece, makam
mertebe-i ulviyet : yücelik mertebesi
mûcize : insanların benzerini yapmakta aciz kaldıkları olağanüstü şey
murad : kast edilen, istenen
nazaran : –göre
nazar-ı gaflet : bir şeyin mânâsını anlamadan bakmak
nev-i beşer : insanlık
nimet-i İlâhiye : Allah’ın nimeti
nisbeten : kıyasla
nisbî : konumuna göre farklı hüküm alan, göreceli
Rahmân : çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah
sâniyen : ikinci olarak, ikinci derecede
sath-ı arz : yeryüzü
tecellî : görünüm, yansıma
tedricî : derece derece, aşamalı
terakkiyât : ilerlemeler
vaziyet : durum, hâl
Yükleniyor...