Block title
Block content
Hem o getirdiği nur ve hediye ile benim bu dünyamı tenvir ettiği gibi, herkesin bu dünyadaki dünyalarını tenvir ediyor, nimetlendiriyor diye o hediyesine şâkirâne bir mukabele nev’inden, “Binler salâvat sana insin” dedim.

Yani, “Senin bu iyiliğine karşı biz mukabele edemiyoruz. Belki Hâlıkımızın hazine-i rahmetinden gelen ve semâvat ehlinin adedince rahmetler sana gelmesini niyaz ile şükranımızı izhar ediyoruz” mânâsını hayalen hissettim.

O zât-ı Ahmediye (a.s.m.), ubudiyeti cihetiyle, halktan Hakka teveccühü hasebiyle, rahmet mânâsındaki salâtı ister. Risaleti cihetiyle, Haktan halka elçiliği haysiyetiyle selâm ister. Nasıl ki cin ve ins adedince selâma lâyık ve cin ve ins adedince umumî tecdid-i bîatı takdim ediyoruz.

Öyle de, semâvat ehli adedince, hazine-i rahmetten, herbirinin namına bir salâta lâyıktır. Çünkü getirdiği nurla herbir şeyin kemâli görünür ve herbir mevcudun kıymeti tezahür eder ve herbir mahlûkun vazife-i Rabbâniyesi müşahede olunur ve herbir masnudaki makasıd-ı İlâhiye tecellî eder.

Onun için, herbir şey, lisan-ı hal ile olduğu gibi, lisan-ı kàli de olsaydı, “Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Resulallah” diyecekleri kat’î olduğundan, biz umum onların namına,

اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَ اَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللهِ بِعَدَدِ الْجِنِّ وَاْلاِنْسِ وَبِعَدَدِ الْمَلَكِ وَالنُّجُومِ 1 mânen deriz.

2 فَيَكْفِيكَ اَنَّ اللهَ صَلّٰى بِنَفْسِهِ وَ اَمْلاَكَهُ صَلَّتْ عَلَيْهِ وَسَلَّمَتْ

Said Nur

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Cinler ve insanlar sayısınca, melekler ve yıldızlar adedince milyonlar salât insin sana, ey Allah’ın Resûlü.
2 : Allah’ın bizzat sana salât etmesi yeter. Onun melekleri de Peygambere salât ve selâm ederler.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Dokuzuncu Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

cihet : yön
cin ve ins : cinler ve insanlar
Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Resulallah : Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun ey Allah’ın Resûlü
Hak : herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
hasebiyle : sebebiyle
haysiyetiyle : özelliğiyle
hazine-i rahmet : Allah’ın sonsuz rahmet hazinesi
izhar etmek : göstermek
kat’î : kesin
kemâl : kusursuzluk, mükemmellik
lisan-ı hal : hâl ve beden dili
lisan-ı kàl : söz ile anlatım
mahlûk : varlık
makasıd-ı İlâhiye : İlâhî gayeler, istenilen şeyler
mânen : mânevî olarak
masnu : san’at eseri
mevcud : varlık
mezkûr : adı geçen, anılan
mukabele etmek : karşılık vermek
müşahede : gözlemleme
namına : adına
nev’ : çeşit, tür
nimetlendirmek : nimet vermek
niyaz : dua, yalvarış, yakarış
nur : aydınlık, ışık
rahmet : İlâhî şefkat ve merhamet
risalet : elçilik, peygamberlik
salât : Peygamberimiz için yapılan dua
salâvat : Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası
semâvât ehli : ruhanî varlıklar, melekler
şâkirâne : şükrederek
şükran : minnettarlık, teşekkür
tecdid-i bîat : bağlılık sözünü yenileme
tecellî etmek : görünmek, ortaya çıkmak
tenvir etmek : aydınlatmak
teveccüh : ilgi, yönelme
tezahür etmek : görünmek, ortaya çıkmak
ubudiyet : kulluk
umum : bütün
umumî : genel
vazife-i Rabbâniye : her şeyin Rabbi olan Allah’a karşı yapılan görev
Zât-ı Ahmediye : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) zâtı, kendisi
zîşuur : şuur sahibi
Yükleniyor...