Block title
Block content
Bu tenkid -haşa- sizin umumunuza ve ekserinize ait değil, yalnız bir iki üç zatın kusurlarına da değil, kalblerinin fazla safvetinden ve tarikata ziyade heveslerindendir. Hem Isparta’nın en zaif damarı, sebeb-i ittihamımız olan tarikatı en kuvvetli sebep göstermeleri, zannederim bu mânasız tarikat hevesi sebebiyet vermiştir. Burada bu tevkifimizin en kuvvetli sebebi, bu bazı safdillerin hevesinden ve benimle de münasebetleri tarikat süsü verdiğinden tahmin ederim. Pek çok rica ederim benim bu tenkidimden gücenmeyiniz.
Said Nursî


On Üçüncü Nükte

Kardeşlerim,

Risale-i Nuru müdâfaa ve muhafazasında herkes, hatta ben de çekilsem, beş kardeşimizin çekilmemeleri gerektir. Bu arkadaşlarımız: Hüseyin Usta, Halil İbrahim, Re’fet Bey, Hüsrev ve Hakkı Efendi’lerdir. Üç evvelkilerin ihtiyarsız ihtiyatsızlığı; diğer ikisinin zâhirî düşmanlarının şahsî garazları yüzünden Risale-i Nura karşı çok fazla zarar yapılmak istenilmesine göre, Risale-i Nur ehemmiyetli bir sûrette iştihar ve intişar etmesi gibi bir nimet-i uzmânetice vermeseydi, bu kadar mazur ve masum Risale-i Nur şakirdlerinin teellümatına sebebiyet verdiklerinden dolayı bu kardeşlerimizin ruhları pek çok sıkılacaktı. İşte herkesten ziyade bu beş kardeşimizin ihtiyat edip yek-vücud bulunmaları lâzımdır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Dokuzuncu Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bîçare : çaresiz, zavallı
ekser : çoğunluk
evvel : önce olma
garaz : kötü kasıt
hâşâ : asla öyle değil
hayırhah : başkasının iyiliğini isteyen
ihtiyarsız : iradesiz, düşünmeden
ihtiyat etmek : önlem almak, tedbirli olmak
ihtiyatsız : önlem almadan, tedbirsiz
intişar etmek : yayılmak, dağılmak
iştihar etmek : meşhur olmak, tanınmak
mazur : mazeretli
meçhul : bilinmeyen
muhafaza : koruma
muvafık : uygun, yerinde
müdafaa : savunma
münasebet : ilişki, bağlantı
müsellem : doğruluğu şüphesiz kabul edilmiş
netice verme : sonuç verme
nimet-i uzmâ : büyük nimet
nükte : ince ve derin anlamlı söz
rica etmek : ummak, ümit etmek
safdil : saf kalpli, kolay aldanan
safvet : paklık, temizlik
sebeb-i ittiham : suçlama sebebi
sebebiyet vermek : neden olmak
suret : biçim, şekil
şakird : talebe, öğrenci
şeyh : bir tarikatta en üst konuma ulaşmış kimse; bir tekkede ders veren ve müritleri bulunan kimse
tahrik etmek : harekete geçirmek
tarikat : İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
teellümat : elemler, acılar
tenkid : eleştiri
tevkif : tutuklama
umum : bütün
yekvücud : tek vücud
zahirî : açık, görünürde
zaif : zayıf
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...