Block title
Block content
Yirmi Dördüncü Nükte

Zekâi’nin Rüyası

Bu sabah rüyamda, İstanbul’un Tophane sahiline benzer, saf ve berrak bir deniz kenarındayım. Kuşluk zamanında olduğunu zannettiğim güneşin ziyası, o derya-yı azîmin üzerinde hoş parıltılar husule getiriyor. Ben deryaya müteveccihim. Denizin orta ve cenubu tarafından yüze yüze sahile gelen bir genç, omuzundaki bir sabanı sahile çıkardı. Orada bütün kardeşlerimize tahliyeden sonra istikbal edilmekteler iken, sahil boyunu takiben, garptan dolu dizgin iki atlı geliyor. “Üstad geliyor” dediler. Bu izdiham yarıldı. Hiç durmaksızın, bu mühib yağız atlı ve esmer çehreli iki zat, şarka doğru uzaklaştılar. Ben o deryaya dalmak üzere iken uyandım.

Zekâi
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Dokuzuncu Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

berrak : duru, temiz
cenub : güney
çehre : yüz
derya : deniz
derya-yı azîm : büyük deniz
garp : batı
husule getirmek : ortaya çıkarmak
istikbal etmek : karşılamak
izdiham : yoğun kalabalık
kuşluk zamanı : güneşin doğuşundan yaklaşık iki saat sonrasından başlayıp öğle vaktine kadar devam eden zaman dilimi
mühib : heybetli
müteveccih : yönlenmiş, yönelen
nükte : ince ve derin anlamlı söz
saban : çiftçilerin toprağı sürmek için kullandıkları bir araç
şark : doğu
tahliye : serbest bırakılma
takiben : takip ederek
yağız : esmer, çevik ve hareketli
ziya : ışık
Yükleniyor...