Block title
Block content
Hem, nass-ı âyetle, semâvâtın üstünde bulunan Cennetin meyvelerini bazı ehl-i risalet ve ehl-i keramet, yakın bir yerden alır gibi alıyormuş, bazan yakından Cenneti temâşâ ediyormuş diye, nihayet uzaklık, nihayet yakınlık içinde bir meseledir ki, bu asrın aklına sığmaz.

Hem cüz’î bir şahsın cüz’î bir ahvâli, küllî ve geniş olan semâvat memleketindeki mele-i âlânın medar-ı bahsi olması, gayet hakîmâne olan tedvîr-i kâinatın hikmetine muvafık gelmiyor. Halbuki bu üç mesele de hakaik-i İslâmiyeden sayılıyor.

Elcevap:

Evvelâ: On Beşinci Söz namındaki bir risalede, Yedi Basamak namında yedi kat’î mukaddime ile,

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاۤءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ 1

âyetinin ifade ettiği, yıldızlarla, şeytan casusların semâvattan ref ve tardı öyle bir surette ispat edilmiş ki, en muannid maddiyyunu dahi iknâ eder, susturur ve kabul ettirir.

Saniyen: Bu uzak zannedilen o üç hakikat-i İslâmiyeyi kısa zihinlere yakınlaştırmak için bir temsil ile işaret edeceğiz.

Meselâ, bir hükûmetin daire-i askeriyesi memleketin şarkında ve daire-i adliyesi garbında ve daire-i maarifi şimalinde ve daire-i ilmiyesi cenubunda ve daire-i mülkiyesi ortasında bulunsa; telsiz, telefon, telgrafla, gayet muntazam bir surette, her daire alâkadar olduğu vaziyetleri görse, haber alsa; adeta umum o memleket, adliye dairesi olduğu halde, askerî dairesidir ve mülkiye dairesi olduğu gibi, ilmiye dairesi oluyor.

Hem meselâ, müteaddit devletler ve ayrı ayrı payitahtları bulunan hükûmetlerin, bazan oluyor ki, müstemlekât cihetiyle veya imtiyazat haysiyetiyle veya ticaretler münasebetiyle birtek memlekette ayrı ayrı hâkimiyetlikleri bulunur.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “And olsun ki, dünya semâsını Biz kandillerle süsledik ve onları şeytanlar için birer taş yaptık.” Mülk Sûresi, 67:5.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Dokuzuncu Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahvâl : hâller, davranışlar
alâkadar : alakalı, ilgili
asır : yüzyıl
âyet : Kur’ân’da yer alan her bir cümle
cenub : güney
cihet : taraf, yön
cüz’î : ferdî, sınırlı
daire-i adliye : adliye dairesi
daire-i askeriye : askerlik dairesi
daire-i ilmiye : ilim dairesi, millî eğitim dairesi
daire-i maarif : eğitim-öğretim dairesi
daire-i mülkiye : askeriye ve millî eğitim dışındaki devlet idaresine bakan daireler
evvelâ : ilk olarak
garb : batı
hakaik-i İslâmiye : İslâmiyetin hakikati, doğru olan gerçeği
hakikat-i İslâmiye : İslâm hakikatleri, gerçekleri
hakîmâne : bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde
hâkimiyetlik : egemenlik
haysiyet : itibar, özellik
hikmet : fayda, gaye
imtiyazat : ayrıcalıklar
kat’î : kesin
küllî : geniş ve kapsamlı
maddiyyun : maddeci, materyalist
medar-ı bahs : söz konusu, konuşmaya sebep olan
mele-i âlâ : gayb âleminde en yüksek ve Allah’a en yakın makam
muannid : inatçı
mukaddime : başlangıç, giriş
muntazam : düzenli
muvafık : uygun
mülkiye : yönetim dairesi
münasebet : bağlantı, ilişki
müstemlekât : sömürgeler
müteaddit : bir çok
nam : ad, isim
nihayet : sınırsız
payitaht : başkent
ref ve tard : ortadan kaldırma ve kovma
risale : Risale-i Nur’u oluşturan her bir bölüm
saniyen : ikinci olarak
semâvât : gökler
suret : biçim, şekil
şark : doğu
şimal : kuzey
tedvîr-i kâinat : kâinatın idaresi
temâşâ etmek : bakmak, seyretmek
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
umum : bütün, genel
vaziyet : durum
Yükleniyor...