Block title
Block content
Sen bir mevcutsun. Eğer Kadîr-i Ezelîye kendini versen, bir kibrit çakar gibi, hiçten, yoktan, bir emirle, hadsiz kudretiyle, seni bir anda halk eder. Eğer sen kendini Ona vermezsen, belki esbab-ı maddiyeye ve tabiata isnad etsen, o vakit sen, kâinatın muntazam bir hülâsası, meyvesi ve küçük bir fihristesi ve listesi olduğundan; seni yapmak için kâinatı ve anâsırı ince elekle eleyip hassas ölçülerle aktâr-ı âlemden senin vücudundaki maddeleri toplamak lâzım gelir.

Çünkü esbab-ı maddiye yalnız terkip eder, toplar. Kendilerinde bulunmayanı hiçten, yoktan yapamadıkları, bütün ehl-i akıl yanında musaddaktır. Öyleyse, küçük bir zîhayatın cismini aktâr-ı âlemden toplamaya mecbur olurlar. İşte vahdette ve tevhidde ne kadar kolaylık ve şirkte ve dalâlette ne kadar müşkilât var olduğunu anla.

İkincisi: İlim noktasında hadsiz bir suhulet vardır. Şöyle ki: Kader, ilmin bir nev’idir ki, herşeyin mânevî ve mahsus kalıbı hükmünde bir miktar tayin eder. Ve o miktar-ı kaderî, o şeyin vücuduna bir plân, bir model hükmüne geçer. Kudret icad ettiği vakit, gayet suhuletle, o kaderî miktar üstünde icad eder. Eğer o şey muhit ve hadsiz ve ezelî bir ilmin sahibi olan Kadîr-i Zülcelâle verilmezse, sabıkan geçtiği gibi, binler müşkilât değil, belki yüz muhâlât ortaya düşer. Çünkü o miktar-ı kaderî ve miktar-ı ilmî olmazsa, binler haricî ve maddî kalıplar, küçücük bir hayvanın cesedinde istimal edilmek lâzım gelir.

İşte vahdette nihayetsiz kolaylık ve dalâlette ve şirkte hadsiz müşkilâtın bir sırrını anla, 1 وَمَآ اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ âyeti ne kadar hakikatli ve doğru ve yüksek bir hakikati ifade ettiğini bil.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : "Kıyametin gerçekleşmesi göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan da yakındır." Nahl Sûresi, 16:77.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi İkinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Dördüncü Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aktâr-ı âlem : âlemin dört bir yanı
anâsır : unsurlar, elementler
âyet : Kur’ân’da yer alan her bir cümle
cisim : beden
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık, inkâr
ehl-i akıl : akıl sahipleri
esbab-ı maddiye : maddî sebepler
ezelî : başlangıcı olmayan sonsuz
feylesof : filozof, felsefeci
fihriste : , içindekiler
hadsiz : sınırsız
hakikatli : gerçeğe dayalı
haricî : dıştan görülen
hülâsa : öz, özet
icad etmek : yaratmak, var etmek
idam edilme : yok edilme
isnad etmek : dayandırmak
istimal edilmek : kullanılmak
kader : Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, planlaması
kaderî : kaderde olan, Allah tarafından belirlenen
Kadîr-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeye gücü yeten Allah
kâinat : evren
kudret : güç, iktidar
mecbur olmak : zorunlu olmak
miktar-ı ilmî : İlâhî ilim ile belirlenen ölçü
miktar-ı kaderî : Allah tarafından kader çerçevesinde takdir edilmiş, belirlenmiş ölçü
muhâlât : imkânsız olan şeyler
muhit : herşeyi içine alan, kuşatan
muntazam : düzenli
musaddak : tasdik edilmiş, doğrulanmış
mühtedî : hidâyete eren, iman eden
müşkilât : zorluklar
nev’ : tür, çeşit
nihayetsiz : sınırsız
sabıkan : bundan önce
sûhûlet : kolaylık
şirk : Allah’a ortak koşma
tabiat : canlı, cansız varlıklar, doğa
tahlil : dağılma, ayrışma
tayin etmek : belirlemek
terkip etmek : düzenlemek, bir araya getirmek
terkip : düzenleme, bir araya getirme
tevhid : birleme, Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme
vahdet : Allah’ın birliğinin bütün varlıklarda görülmesi
vücud : beden, varlık
zîhayat : canlı
Yükleniyor...