Block title
Block content
ÜÇÜNCÜ SEBEP

Ehl-i hakkın ihtilâfı himmetsizlikten ve aşağılıktan ve ehl-i dalâletin ittifakı ulüvv-ü himmetten değildir. Belki ehl-i hidayetin ihtilâfı, ulüvv-ü himmetin sû-i istimalinden ve ehl-i dalâletin ittifakı, himmetsizlikten gelen zaaf ve aczdendir.

Ehl-i hidayeti, ulüvv-ü himmetten sû-i istimale ve dolayısıyla ihtilâfa ve rekabete sevk eden, âhiret nokta-i nazarında bir haslet-i memdûha sayılan hırs-ı sevap ve vazife-i uhreviyede kanaatsizlik cihetinden ileri geliyor.

Yani, “Bu sevabı ben kazanayım, bu insanları ben irşad edeyim, benim sözümü dinlesinler” diye, karşısındaki hakikî kardeşi ve cidden muhabbet ve muavenetine ve uhuvvetine ve yardımına muhtaç bir zâta karşı rekabetkârâne vaziyet alır.

“Şakirtlerim niçin onun yanına gidiyorlar? Niçin onun kadar şakirtlerim bulunmuyor?” diye, enâniyeti oradan fırsat bulup, mezmûm bir haslet olan hubb-u câha temayül ettirir, ihlâsı kaçırır, riyâ kapısını açar.

İşte bu hatanın ve bu yaranın ve bu müthiş maraz-ı ruhanînin ilâcı şudur ki:

Cenâb-ı Hakkın rızaihlâs ile kazanılır; kesret-i etbâ’ ile ve fazla muvaffakiyetle değildir. Çünkü onlar, vazife-i İlâhiyeye ait olduğu için, istenilmez, belki bazan verilir.

Evet, bazan birtek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünkü bazan birtek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı İlâhîye medar olur.

Hem ihlâs ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, “Benden ders alıp sevap kazandırsınlar” düşüncesi, nefsin ve enâniyetin bir hilesidir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Dokuzuncu Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Birinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : güçsüzlük
âhiret : öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
a'mâl-i uhreviye : âhirete ait sevap kazandıran işler
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : yön
ehemmiyet : değer, önem
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
ehl-i hak : doğru ve hak yolda olanlar
ehl-i hidayet : doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar
enâniyet : benlik, gurur
hakikî : asıl, gerçek
hakperestlik : sadece doğruyu savunma
haslet : huy, özellik
haslet-i memdûha : övülmüş huy
hırs-ı sevap : sevap kazanmak için gösterilen hırs
himmetsizlik : gayretsizlik
hubb-u câh : makam, mevki sevgisi
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
ihtilâf : anlaşmazlık, uyuşmazlık
irşad etmek : doğru yolu göstermek
istifade : yararlanma
ittibâ : uyma, arkasından gitme
ittifak : anlaşma, birlik
kanaatsizlik : yetinmeme
kemiyet : sayıca çokluk, nicelik
kesret-i etbâ' : taraftar olanların sayıca çokluğu
mahdut : sınırlı
maraz-ı ruhanî : ruhî hastalık
medar : dayanak noktası, kaynak
medar-ı nazar : önemseme sebebi
medar-ı rıza : razı, memnun olma sebebi
mezmûm : aşağılanmış, kınanmış
muavenet : yardım
nefs : insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
nokta-i nazar : bakış açısı
rekabetkârâne : rekabet edercesine
rıza : hoşnut olma
rıza-yı İlâhî : Allah’ın rızası, hoşnutluğu
riyâ : gösteriş
sebeb-i necat : kurtuluş nedeni
sevk eden : yönlendiren
sû-i istimal : bir şeyi kötüye kullanma
şakirt : talebe
temayül etmek : eğilim ve istek göstermek
uhuvvet : kardeşlik
ulüvv-ü himmet : çok gayretli olmak, yüksek himmet sahibi olmak
vazife-i İlâhiye : İlâhî görev
vazife-i uhreviye : karşılığı âhirette alınacak görev
Yükleniyor...