Block title
Block content
Öyleyse, âhirete ait olan a’mâl-i salihada dahi rekabet olamaz; kıskançlık yeri değildir. Kıskançlık eden ya riyâkârdır; a’mâl-i saliha suretiyle dünyevî neticeleri arıyor.

Veyahut sadık cahildir ki, a’mâl-i saliha nereye baktığını bilmiyor ve a’mâl-i salihanın ruhu, esası, ihlâs olduğunu derk etmiyor. Rekabet suretiyle evliyaullaha karşı bir nevi adâvet taşımakla, vüs’at-i rahmet-i İlâhiyeyi itham ediyor. Bu hakikati teyid eden bir vakıa:

Eski arkadaşlarımızdan bir adamın, bir adama karşı adâveti vardı. O adamın yanında senâkârâne onun düşmanı amel-i salihle, hattâ velâyetle tavsif edildi. O adam kıskanmadı, sıkılmadı. Sonra birisi dedi: “Senin o düşmanın cesurdur, kuvvetlidir.” Baktık ki, o adamda şiddetli bir kıskançlık ve bir rekabet damarı uyandı.

Ona dedik: “Velâyet ve salâhat hadsiz bir hayat-ı ebediyenin pırlantası gibi bir kuvvet ve bir yüksekliktir. Sen buna bu cihette kıskanmadın. Dünyevî kuvvet öküzde ve cesaret canavarda dahi bulunmakla beraber, velâyet ve salâhate nisbeten, bir âdi cam parçasının elmasa nisbeti gibidir.”

O adam dedi ki: “Bir noktaya, bir makama ikimiz bu dünyada gözümüzü dikmişiz. Oraya çıkmak için basamaklarımız da kuvvet ve cesaret gibi şeylerdir. Onun için kıskandım. Âhiret makamâtı hadsizdir. O, burada benim düşmanım iken, orada benim samimî ve sevgili kardeşim olabilir.”

Ey ehl-i hakikat ve tarikat! Hakka hizmet, büyük ve ağır bir defineyi taşımak ve muhafaza etmek gibidir. O defineyi omuzunda taşıyanlara ne kadar kuvvetli eller yardıma koşsalar daha ziyade sevinir, memnun olurlar.

Kıskanmak şöyle dursun, gayet samimî bir muhabbetle o gelenlerin kendilerinden daha ziyade olan kuvvetlerini ve daha ziyade tesirlerini ve yardımlarını müftehirâne alkışlamak lâzım gelirken, nedendir ki rekabetkârâne o hakikî kardeşlere ve fedakâr yardımcılara bakılıyor ve o hal ile ihlâs kaçıyor?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Dokuzuncu Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Birinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adâvet : düşmanlık
âdi : basit, sıradan
âhiret : öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
a'mâl-i saliha : dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar
amel-i salih : Allah rızası için yapılan iyi işler
cihet : yön, taraf
derk etmek : anlamak, algılamak
dünyevî : dünya ile ilgili
ehl-i Cennet : Cennet ehli, Cennetlikler
ehl-i hakikat : doğru ve hak yolda olan kimseler, Müslümanlar
ehl-i tarikat : tasavvuf yoluyla manevî mertebeleri aşan kişiler
esas : temel
evliyaullah : Allah’ın sevgili kulları
fedakâr : özveride bulunan
hadsiz : sınırsız, sayısız
Hak : her şeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah
hakikat : esas, gerçek
hakikî : asıl, gerçek
hayat-ı ebediye : sonsuz hayat, âhiret hayatı
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
itham etmek : suçlamak
kemâl-i rıza : tam bir memnuniyet, hoşnutluk
makam : derece, yer
makamât : dereceler, makamlar
medar-ı rekabet : rekabete sebep olan şey
muhabbet : sevgi
muhafaza etmek : korumak, saklamak
müftehirâne : övgüyle dolu, överek
müttehem : suçlanan, itham altında kalan
nevi : çeşit, tür
nisbet : kıyaslama, orantı kurma
nisbeten : kıyasla, oranla
rekabetkârâne : rekabet ederek
riyâkâr : ikiyüzlü, gösteriş meraklısı
sadık : bağlı
salâhat : dindarlıkta çok ileri olma hali
senâkârâne : övgü dolu bir şekilde
suret : biçim, şekil
tavsif etmek : vasıflandırmak, nitelemek
tesir : etki
teyid eden : destekleyen
vakıa : olay
velâyet : velilik
vüs'at-i rahmet-i İlâhiye : Allah’ın rahmet ve şefkatinin genişliği
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...