Block title
Block content
Belki, zaman-ı cahiliyette gayret-i vahşiyâneye binaen kızlarını sağ olarak defnetmek gibi gaddarâne bir zulmü andıracak şu zamanın hırs-ı vahşiyânesi, merhametsiz bir şenaate yol açmak ihtimali vardır. Bunun gibi, bütün ahkâm-ı Kur'âniye 1 وَمَاۤ اَرْسَلْناَكَ اِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ fermanını tasdik ediyorlar.

DÖRDÜNCÜ MESELE: 2 فَـِلاُمِّهِ السُّدُسُ İşte, mimsiz medeniyet, nasıl kız hakkında, hakkından fazla hak verdiğinden böyle bir haksızlığa sebep oluyor. Öyle de, valide hakkında, hakkını kesmekle, daha dehşetli haksızlık ediyor.

Evet, rahmet-i Rabbâniyenin en hürmetli, en halâvetli, en lâtif ve en şirin bir cilvesi olan şefkat-i valide, hakaik-i kâinat içinde en muhterem, en mükerrem bir hakikattir. Ve valide, en kerîm, en rahîm, öyle fedakâr bir dosttur ki, o şefkat saikasıyla, bir valide, bütün dünyasını ve hayatını ve rahatını, veledi için feda eder. Hattâ, valideliğin en basit ve en ednâ derecesinde olan korkak tavuk, o şefkatin küçücük bir lem'asıyla, yavrusunu müdafaa için ite atılır, arslana saldırır.

İşte böyle muhterem ve muazzez bir hakikati taşıyan bir valideyi veledinin malından mahrum etmek, o muhterem hakikate karşı ne kadar dehşetli bir haksızlık, ne derece vahşetli bir hürmetsizlik, ne mertebe cinayetli bir hakaret ve arş-ı rahmeti titreten bir küfran-ı nimet ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin gayet parlak ve nâfi bir tiryakına bir zehir katmak olduğunu, insaniyetperverlik iddia eden insan canavarları anlamazlarsa, elbette hakikî insanlar anlar. Kur'ân-ı Hakîmin فَـِلاُمِّهِ السُّدُسُ hükmünü, ayn-ı hak ve mahz-ı adalet olduğunu bilirler.
3 اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Said Nursî

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." Enbiyâ Sûresi, 21:107.
2 : "Ölenin annesi için altıda bir hisse vardır." Nisâ Sûresi, 4:11.
3 : Bâkî olan sadece Odur.
Önceki Risale: Onuncu Mektup / Sonraki Risale: On İkinci Mektup
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahkâm-ı Kur'âniye : Kur'ân'ın hükümleri
arş-ı rahmet : bütün yaratılmışları şefkat ve merhametle besleyip büyüten Allah'ın rahmetinin tasarruf dairesi, makamı
ayn-ı hak : hakkın ta kendisi
binâen : dayanarak
cilve : yansıma, görüntü
defnetmek : toprağa gömmek
ednâ : küçük, basit, aşağı
ferman : emir, buyruk
gaddârâne : acımasızca, zalimâne
gayret-i vahşiyâne : vahşî, medeniyetten uzak gurur ve haysiyet
hakaik-i kâinat : kâinattaki hakikatler, gerçekler
hakikat : doğru, gerçek
hakikî : doğru, gerçek
halâvet : tatlılık, şirinlik
hayat-ı içtimaiye-i beşeriye : insanların sosyal hayatı
hırs-ı vahşiyâne : vahşice hırs
insaniyetperverlik : insanlığı sevmek
kerîm : cömert, ikram sahibi
Kur'ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur'ân
küfran-ı nimet : nimete karşı nankörlük nimete saygısızlık
lâtif : hoş, güzel
lem'a : parıltı
mahz-ı adalet : tam anlamıyla adalet
mimsiz medeniyet : "deniyet", aşağılık
muazzez : aziz, değerli
muhterem : hürmete lâyık, saygıdeğer
müdafaa : savunma
mükerrem : şerefli, ikrama lâyık
nâfi : yararlı
rahîm : merhametli, şefkatli
rahmet-i Rabbâniye : Allah'ın rahmeti, merhameti
saika : sevk edici, sebep
şefkat-i valide : anne şefkati
şenaat : çirkinlik, alçaklık
tasdik : doğrulama
tiryak : ilaç
valide : anne
veled : çocuk
zaman-ı cahiliyet : İslâmdan önceki küfür ve cehalet zamanı, dönemi
Yükleniyor...