Block title
Block content
DÖRDÜNCÜ ESAS: Hem maden-i kemâlât ve muallim-i ahlâk-ı âliye olan o dellâl-ı vahdâniyet ve saadet, kendi kendine söylemiyor, belki söylettiriliyor. Evet, Hâlık-ı Kâinat tarafından söylettiriliyor. Üstâd-ı Ezelîsinden ders alır, sonra ders verir. Çünkü, sabık işaretlerde kısmen beyan edilen binler delâil-i nübüvvetle, Hâlık-ı Kâinat, bütün o mu’cizâtı onun elinde halk etmekle gösterdi ki, o, Onun hesabına konuşuyor, Onun kelâmını tebliğ ediyor.

Hem ona gelen Kur’ân ise, içinde, dışında kırk vech-i i’câz ile gösterir ki, o Cenâb-ı Hakkın tercümanıdır.

Hem o kendi zâtında bütün ihlâsıyla ve takvâsıyla ve ciddiyetiyle ve emanetiyle ve sair bütün ahval ve etvârıyla gösterir ki, o kendi namına, kendi fikriyle demiyor, belki Hâlıkı namına konuşuyor.

Hem onu dinleyen bütün ehl-i hakikat, keşif ve tahkikle tasdik etmişler ve ilmelyakîn iman etmişler ki, o kendi kendine konuşmuyor; belki Hâlık-ı Kâinat onu konuşturuyor, ders veriyor, onunla ders verdiriyor.

Öyle ise, onun sıdk ve hakkaniyeti, bu dört gayet kuvvetli esasların icmâına istinad eder.

BEŞİNCİ ESAS: Hem o tercüman-ı Kelâm-ı Ezelî, ervahları görüyor, melâikelerle sohbet ediyor, cin ve insi de irşad ediyor. Değil ins ve cin âlemi, belki âlem-i ervah ve âlem-i melâike fevkinde ders alıyor ve mâverâsında münasebeti var ve ıttılaı vardır. Sabık mu’cizâtı ve tevatürle kat’î macera-yı hayatı, şu hakikati ispat etmiştir. Öyle ise, kâhinler ve sair gaibden haber verenler gibi, onun haberlerine değil cin, değil ervah, değil melâike, belki Cibril’den başka Melâike-i Mukarrebîn dahi karışamıyor. Hattâ, ekser evkatta onun arkadaşı olan Hazret-i Cebrâil’i dahi bazı geri bırakıyor.
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahlâk-ı âliye : yüksek, üstün ahlâk
ahval : hâller, davranışlar
âlem-i ervah : ruhlar âlemi, ruhânî varlıkların bulunduğu âlem
âlem-i melâike : melekler dünyası
beyan : açıklama, izah
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
cihet : yön
delâil-i nübüvvet : peygamberlik delilleri
dellâl-ı vahdâniyet ve saadet : Allah’ın birliğine ve mutluluğa çağırıp ilân eden
ehl-i hakikat : doğru ve hak yolda olân kimseler
ervah : ruhlar
etvâr : hâller, tavırlar
fevkinde : üstünde
hakkaniyet : doğruluk, gerçekçilik
Hâlık : herşeyi var eden yaratıcı Allah
Hâlık-ı Kâinat : evreni ve bütün varlıkları yaratan Allah
halk etmek : yaratmak
icmâ : fikir birliği
ihlâs : samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
ilmelyakin : ilmî bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme
ins : insanlar
irşad etme : doğru yol gösterme
istinad etmek : dayanmak
kelâm : söz, konuşma
kemâlât : mükemmellikler, faziletler
mâverâ : yaşanan alemin ötesi, öte
muallim-i ahlâk-ı âliye : yüksek ahlâkı öğreten, ders veren
mümessil : temsilci
münasebet : bağlantı, ilgi
nam : ad
nokta-i istinad : dayanak noktası
sabık : geçen, önceki
sair : diğer, başka
sıdk : doğruluk
tahkik : doğruluğunu araştırma
takvâ : Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma
tasdik : doğrulama, onay
tebliğ : bildirme, ulaştırma
tercüman-ı Kelâm-ı Ezelî : Allah’ın ezelî kelâmının tercümanı, Hz. Muhammed
timsal : numune, örnek
Üstad-ı Ezelî : varlığının başlangıcı olmayan ve bütün ilimlerin öğreticisi olan Allah
vech-i i’câz : mu’cizelik yönü
Yükleniyor...