Block title
Block content
Hem onun terbiyesi ve irşadı ve nur-u şeriatiyle kemal bulan bütün evliya ve asfiyanın sultanı ve üstadıdır. Öyle ise, onların sırr-ı kerametlerini ve icmâkârâne tasdiklerini ve tahkiklerinin kuvvetini câmidir. Çünkü onlar üstadlarının açtığı ve kapıyı açık bıraktığı yolda gitmişler, hakikati bulmuşlar. Öyle ise, onların bütün kerametleri ve tahkikatları ve icmâları, o mukaddes üstadlarının sıdk ve hakkaniyeti için bir nokta-i istinad temin eder.

Hem o burhan-ı vahdâniyet, sabık işaretlerde görüldüğü gibi, o kadar kat’î, yakînî ve bâhir mu’cizeleri ve harika irhasatları ve şüphesiz delâil-i nübüvveti var ve o zâtı öyle bir tasdik ediyor ki, kâinat toplansa onların tasdikini iptal edemez.

ÜÇÜNCÜ ESAS: Hem o mu’cizât-ı bâhire sahibi olan vahdâniyet dellâlı ve saadet-i ebediye müjdecisi, kendi zât-ı mübarekinde öyle ahlâk-ı âliye ve vazife-i risaletinde öyle secâyâ-yı sâmiye ve tebliğ ettiği şeriat ve dininde öyle hasâil-i gàliye vardır ki, en şedit düşman dahi onu tasdik ediyor, inkâra mecal bulamıyor. Madem zâtında ve vazifesinde ve dininde en yüksek ve güzel ahlâkları ve en ulvî ve mükemmel seciyeleri ve en kıymettar ve makbul hasletleri bulunuyor. Elbette o zât, mevcudattaki kemâlâtın ve ahlâk-ı âliyenin misali ve mümessili ve timsali ve üstadıdır. Öyle ise, zâtında ve vazifesinde ve dininde şu kemâlât ise, hakkaniyetine ve sıdkına o kadar kuvvetli bir nokta-i istinaddır ki, hiçbir cihette sarsılmaz.
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

burhan-ı vahdâniyet : Allah’ın birliğine ait delil
câmi : kapsayan, içine alan
delâil-i nübüvvet : peygamberlik delilleri
dellâl : duyurucu, ilân edici
enbiya : nebiler, peygamberler
evliya : velîler, Allah’ın sevgili kulları
hakikat : gerçek
hakkaniyet : doğruluk, haklılık
hasâil-i gàliye : yüksek ve üstün hasletler, özellikler
haslet : huy, özellik, karakter
icmâ : görüş birliği
icmâkârâne : fikir birliği ederek, topluca
ittifak : birleşme, söz birliği
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kat’î : kesin
kıymettar : kıymetli
kuvvet-i icmâ : toplanma, birlik kuvveti
makbul : kabul gören, geçerli
mecal : güç, kuvvet, takat
mu’cizât : mu’cizeler
mu’cizât-ı bâhire : ap açık mu’cizeler
nokta-i istinad : dayanak noktası
nur-u şeriat : şeriatın nuru, İslâmiyet ışığı
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
sabık : geçen, önceki
secâyâ-yı sâmiye : yüksek ve kıymetli karakterler, vasıflar
seciye : karakter, huy
sıdk : doğruluk
sırr-ı keramet : keramet sırrı
şedit : şiddetli
şehadet : şahidlik, tanıklık
şeriat : Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler, İslâmiyet
tahkik : doğruluğunu araştırma
tahkikat : araştırmalar
tasdik etme : doğrulama, onaylama
tebliğ : bildirme, ulaştırma
temin etmek : sağlamak
Yükleniyor...