Block title
Block content
Evet, cadde-i kübrâ, Sahabe ve Tâbiîn ve asfiyanın caddesidir.
1 حَقَاۤئِقُ اْلاَشْيَاۤءِ ثَابِتَةٌ cümlesi, onların kaide-i külliyeleridir. Ve Cenâb-ı Hakkın, 2 لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ mazmunu üzere, hiçbir şeyle müşabeheti yok. Tahayyüz ve tecezzîden münezzehtir. Mevcudatla alâkası, Hâlıkıyettir.

Ehl-i vahdetü’l-vücudun dedikleri gibi mevcudat evham ve hayalât değil. Görünen eşya dahi Cenâb-ı Hakkın âsârıdır. “Heme ost” değil, “Heme ezost”tur.3 Çünkü, hadisat ayn-ı kadîm olamaz. Şu meseleyi iki temsille fehme takrib edeceğiz.

Birincisi: Meselâ bir padişah var. O padişahın hâkim-i âdil ismiyle bir adliye dairesi var ki, o ismin cilvesini gösteriyor. Bir ismi de halifedir; bir meşihat ve bir ilmiye dairesi, o ismin mazharıdır. Bir de kumandan-ı âzam ismi var; o isimle devâir-i askeriyede faaliyet gösterir, ordu o ismin mazharıdır.

Şimdi, biri çıksa, dese ki, “O padişah yalnız hâkim-i âdildir; devâir-i adliyeden başka daire yok.” O vakit, bilmecburiye, adliye memurları içinde, hakikî değil, itibarî bir surette, meşihat dairesindeki ulemanın evsâfını ve ahvâlini onlara tatbik edip, zıllî ve hayalî bir tarzda, hakiki adliye içinde tebeî ve zıllî bir meşihat dairesi tasavvur edilir.

Hem daire-i askeriyeye ait ahval ve muamelâtını, yine farazî bir tarzda, o memurîn-i adliye içinde itibar edip, gayr-ı hakikî bir daire-i askeriye itibar edilir, ve hâkezâ...

İşte, şu halde, padişahın hakikî ismi ve hakikî hâkimiyeti, hâkim-i âdil ismidir ve adliyedeki hâkimiyettir. Halife, kumandan-ı âzam, sultan gibi isimleri hakikî değiller, itibarîdirler. Halbuki padişahlık mahiyeti ve saltanat hakikati, bütün isimleri hakikî olarak iktiza eder. Hakikî isimler ise, hakikî daireleri istiyor ve iktiza ediyorlar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Varlıkların sabit birer hakikati vardır.” Ömer en-Nesefî, el-Akâid, 1.
2 : “Onun benzeri hiçbir şey yoktur.” Şûrâ Sûresi, 42:11.
3 : Yâni, “Her şey o değil, belki herşey ondandır.”
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Yedinci Mektup / Sonraki Risale: On Dokuzuncu Mektup
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahvâl : haller
alâka : ilgi
âsâr : eserler
ayn-ı kadîm : kadîmin kendisi, Kadîm olan Allah gibi
bilmecburiye : zorunlu olarak
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cilve : görünme, yansıma
daire-i askeriye : askeriye dairesi
devâir-i adliye : adliye daireleri
devâir-i askeriye : askerî daireler
ehl-i vahdetü’l-vücud : “Allah’ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık’ adını almaya lâyık değiller” tarzında inanan tasavvufçular
eşya : varlıklar
evham : vehimler, kuruntular
evsâf : vasıflar, özellikler
farazî : varsayılan
fehm : anlayış
gayr-i hakikî : gerçek olmayan
hadisat : sonradan yaratılanlar
hâkezâ : böylece, bunun gibi
hakikat : gerçek mâhiyet, asıl ve esas
hâkim-i âdil : adaletli hâkim
hâkimiyet : egemenlik, hükümranlık
Hâlıkıyet : yaratıcılık; her şeyi yoktan var etmek, yaratmak
halife : Müslümanların dinî reisi
hayalât : hayaller
heme ezost : herşey Ondandır
heme ost : herşey Odur
iktiza : gerektirme
itibar etmek : farzetmek, var saymak
itibarî : var sayılan, gerçek ve fiilî olmayan
kumandan-ı âzam : en büyük kumandan
mahiyet : esas, yapı, nitelik
mazhar : görünme ve yansıma yeri
mazmun : mânâ, mefhum; san’atlı, ince ve güzel söz
memurîn-i adliye : adliye memurları
meşihat : din işleri dairesi
mevcudat : varlıklar, var edilenler
muamelât : muameleler, işler
münezzeh : temiz, arınmış, uzak
müşabehet : benzerlik
saltanat : hâkimiyet, egemenlik
suret : şekil, biçim
tahayyüz : yer kaplama, yer tutma
takrib etmek : yaklaştırmak
tasavvur : düşünme, hayal etme
tatbik : uygulama
tebeî : dolaylı; başka birşeye tâbi olan
tecezzî : bölünme, parçalanma
temsil : analoji; kıyaslama tarzında benzetme
ulema : âlimler
zıllî : gölgeli
Yükleniyor...