Block title
Block content
Demek, yirmi beş bin seneye karib bir daire-i muhîtanın içinde, rivayete binaen 1 Şâm-ı Şerif kıt’ası bir çekirdek hükmünde olarak o daireyi dolduracak bir meydan-ı haşir bast edilecektir.

Küre-i arzın bütün mânevî mahsulâtı, şimdilik perde-i gayb altında olan o meydanın defterlerine ve elvahlarına gönderiliyor; ve ileride meydan açıldığı vakit, sekenesini de yine o meydana dökecek, o mânevî mahsulâtları da gaipten şehadete geçecektir.

Evet, küre-i arz, bir tarla, bir çeşme, bir ölçek hükmünde olarak, o meydan-ı ekberi dolduracak kadar mahsulât vermiş ve onu istiap edecek mahlûkat ondan akmış ve onu imlâ edecek masnuat ondan çıkmış.

Demek, küre-i arz bir çekirdek; ve meydan-ı haşir, içindekilerle beraber bir ağaçtır, bir sümbüldür ve bir mahzendir. Evet, nasıl ki nuranî bir nokta, sür’at-i hareketiyle nuranî bir hat olur veya bir daire olur.

Öyle de, küre-i arz, sür’atli, hikmetli hareketiyle bir daire-i vücudun temessülüne ve o daire-i vücut mahsulâtıyla beraber, bir meydan-ı haşr-i ekberin teşekkülüne medardır. 2 قُلْ اِنَّماَ الْعِلْمُ عِنْدَ اللهِ

3 اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Said Nursî

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:440; Müsned, 4:447, 5:3, 5; Tirmizî, Kıyâme,3.
2 : “De ki: İlim ancak Allah katındadır.” Mülk Sûresi, 67:26.
3 : Bâkî olan sadece Odur.
Önceki Risale: Dokuzuncu Mektup / Sonraki Risale: On Birinci Mektup
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

azîm : çok büyük
bâd-ı heva : boşu boşuna, faydasız
bast edilme : genişletilme
binaen : dayanarak
daire-i muhîta : kuşatıcı, geniş daire
daire-i vücud : varlık dairesi
elvah : levhalar
enzâr-ı nâs : insanların bakışları
gaip : görünmeyen âlem
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
imlâ etmek : doldurmak, doldurulmak
istiap : içine alma, kaplama
karib : yakın
küre-i arz : yerküre, dünya
mahlûkât : yaratıklar
mahsulât : ürünler
mahsulât-ı mâneviye : mânevî ürünler
mahzen : depo
masnuat : san’at eseri varlıklar
medar : dayanak, eksen, kaynak
meşher : sergi yeri
meşher-i azîm : çok büyük sergi yeri
meydan-ı ekber : çok büyük meydan
meydan-ı haşir : haşir meydanı, insanların öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip toplanacakları yer
meydan-ı haşr-i ekber : büyük haşir meydanı
nuranî : nurlu, parlak
perde-i gayb : mânevî âlemleri gözümüzden saklayan perde
rivayet : Peygamberimizden duyulan şeylerin nakledilmesi
sekene : sakinler, ikâmet edenler
serseriyâne : başıboş bir şekilde
sür’at : hız
sür’at-i hareket : hareketin hızı
Şâm-ı Şerif :
şehadet : görünen âlem
tasrih : açıklama
temessül : belirme, görünme
teşekkül : oluşma
Yükleniyor...