Block title
Block content
Bu ise, yüz derece muhal olmakla beraber, bütün ahvâliyle, akvâliyle, harekâtıyla bütün hayatında emaneti, imanı, emniyeti, ihlâsı, ciddiyeti, istikameti gösteren ve ders veren ve sıddıkînleri yetiştiren en yüksek, en parlak, en âli haslet telâkki edilen ve kabul edilen bir zâtı en emniyetsiz, en ihlâssız, en itikadsız farz etmekle, muzaaf bir muhali vaki görmek gibi, Şeytanı dahi utandıracak bir hezeyan-ı küfrîdir.

Çünkü şu meselenin ortası yoktur. Zira, farz-ı muhal olarak, Kur’ân kelâmullah olmazsa, Arştan zemine düşer gibi sukut eder, ortada kalmaz. Mecma-ı hakaik iken, menba-ı hurafat olur.

Ve o harika fermanı gösteren zat-hâşâ, sümme hâşâ-eğer Resulullah olmazsa, âlâ-yı illiyyînden esfel-i sâfilîne sukut etmek ve menba-ı kemâlât derecesinden maden-i desâis makamına düşmek lâzım gelir, ortada kalmaz. Zira Allah namına iftira eden, yalan söyleyen, en ednâ bir dereceye düşer.

Bir sineği daimî bir surette tavus görmek ve tavusun büyük evsâfını onda her vakit müşahede etmek ne kadar muhal ise, şu mesele de öyle muhaldir. Fıtraten akılsız, sarhoş bir divane lâzım ki buna ihtimal versin.

Rabian: Hem, Kur’ân’ı kelâm-ı beşer farz etmek, lâzım gelir ki, nev’-i benî Âdemin en büyük ve muhteşem ordusu olan ümmet-i Muhammediyenin (a.s.m.) mukaddes kumandanı olan Kur’ân, bilmüşahede kuvvetli kanunlarıyla, esaslı düsturlarıyla, nâfiz emirleriyle, o pek büyük orduyu iki cihanı fethedecek bir derecede bir intizam verdiği ve bir inzibat altına aldığı ve maddî-mânevî teçhiz ettiği ve umum o efradın derecâtına göre akıllarını talim ve kalblerini terbiye ve ruhlarını teshir ve vicdanlarını tathir, âzâ ve cevârihlerini istimal ve istihdam ettiği halde hâşâ, yüz bin defa hâşâ kuvvetsiz, kıymetsiz, asılsız bir düzme farz edip, yüz derece muhali kabul etmek lâzım gelmekle beraber; müddet-i hayatında ciddî harekâtıyla,..
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Beşinci Mektup / Sonraki Risale: Yirmi Yedinci Mektup
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahvâl : haller, davranışlar
akvâl : sözler
âlâ-yı illiyyîn : yücelerin en yücesi
âli : yüce
Arş : Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği yer
âzâ : organlar
bilmüşahede : gözle görüldüğü gibi
cevârih : organlar
derecât : dereceler
divane : akılsız, deli
düstur : prensip, kural
ednâ : en aşağı
efrad : fertler, bireyler
esfel-i sâfilîn : aşağıların en aşağısı
evsâf : vasıflar, özellikler, nitelikler
ferş : yer
fethetmek : açmak
fıtraten : yaratılıştan
Hak : varlığı doğru ve gerçek olan, herşeyi hakkıyla yaratan ve her hakkın sahibi olan Allah
harekât : hareketler
haslet : huy, özellik, karakter
hâşâ sümme hâşâ : asla ve asla, kesinlikle öyle değil
hezeyan-ı küfrî : küfür, inançsızlık saçmalığı
intizam : düzen
inzibat : güvenlik ve düzen, asayiş
istihdam : çalıştırma, kullanma
istikamet : doğruluk
istimal : kullanma
itikadsız : inançsız
kelâmullah : Allah’ın kelâmı
maden-i desâis : hile ve aldatmaların kaynağı
mecma-ı hakaik : hakikatlerin toplandığı yer
menba-ı hurafat : hurafelerin kaynağı
menba-ı kemâlât : mükemmelliklerin kaynağı
muhal : olması imkansız şey
mukaddes : her türlü noksandan ve eksiklikten yüce, kutsal
muzaaf : katmerli, kat kat
müddet-i hayat : hayat süresi
müşahede etmek : gözlemlemek
nâfiz : etkili, hükmü geçen
nev’-i benî Âdem : Âdemoğulları, insanlık türü
rabian : dördüncü olarak
sukut etmek : düşmek, alçalmak
tathir : temiz tutma, temizleme
teçhiz etmek : donatmak
telâkki edilen : kabul edilen
teshir : boyun eğdirme
ümmet-i Muhammediye : Hz. Muhammed’e inanıp onun yolundan giden Müslümanlar
vaki : olmuş
Yükleniyor...