Block title
Block content
Hem سُبْحَانَ اللهِ 1 diyen, hangi milletten olursa olsun, Cenâb-ı Hakkı takdis ettiğini anlar.

İşte bu kadar kâfi gelmez mi? Eğer mânâsına kendi lisanıyla müteveccih olsa, akıl noktasında bir defa taallüm eder.

Halbuki günde yüz defa tekrar eder. O yüz defa, aklın hisse-i taallümünden başka, lâfızdan ve lâfza sirayet eden ve imtizaç eden meâl-i icmâlî, çok nurlara ve feyizlere medardır.

Bahusus, tekellüm-ü İlâhî haysiyetiyle aldığı kudsiyet ve o kudsiyetten gelen feyizler ve nurlar çok ehemmiyetlidir.

Elhasıl: Zaruriyât-ı diniye mahfazaları olan elfâz-ı kudsiye-i İlâhiyenin yerine hiçbir şey ikame edilemez ve yerlerini tutamaz ve vazifelerini göremez. Ve muvakkat ifade etseler de, daimî, ulvî, kudsî ifade edemezler.

Amma nazariyât-ı diniyenin mahfazaları olan elfazlar ise, değiştirilmeye lüzum kalmaz. Çünkü nasihatle ve sair tedris ve talim ve vaazla o ihtiyaç mündefi’ olur.

Elhasıl, lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabînin câmiiyeti ve elfâz-ı Kur’âniyenin i’câzı öyle bir tarzdadır ki, kabil-i tercüme değildir, belki “muhaldir” diyebilirim.

Kimin şüphesi varsa, i’câza dair Yirmi Beşinci Söze müracaat etsin. Tercüme dedikleri şeyler ise, gayet muhtasar ve nâkıs bir mealdir. Böyle meal nerede; hayattar, çok cihetlerle teşa’ub etmiş âyâtın hakikî mânâları nerede?

DOKUZUNCU MESELE

Mühim ve mahrem bir mesele ve bir sırr-ı velâyet

Âlem-i İslâmda Ehl-i Sünnet ve Cemaat denilen ehl-i hak ve istikamet fırka-i azîmesi, hakaik-i Kur’âniyeyi ve imaniyeyi, istikamet dairesinde, hüve hüvesine Sünnet-i Seniyyeye ittibâ ederek muhafaza etmişler. Ehl-i velâyetin ekseriyet-i mutlakası o daireden neş’et etmişler.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Allah, her türlü kusur ve noksan sıfattan münezzehtir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Üçüncü Mebhas
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

Âlem-i İslâm : İslâm âlemi
âyât : âyetler, deliller
bahusus : özellikle
câmiiyet : geniş ve kapsamlı oluş
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : yön, taraf
daimî : sürekli
ehemmiyet : değer, önem
ehl-i hak ve istikâmet : doğru ve hak yolda olan kimseler
elfaz : lâfızlar, sözler
elfâz-ı kudsiye-i İlâhiye : mukaddes İlâhî lâfızlar, ifadeler
elfâz-ı Kur’âniye : Kur’ân’ın lâfızları, sözleri
elhâsıl : sonuç olarak
feyiz : mânevî gıda, bereket
fırka-i azîme : en büyük topluluk
hakaik-i Kur’âniye ve imaniye : Kur’ân ve iman hakikatleri
hakikî : asıl, gerçek
hayattar : canlı
haysiyet : itibar, şeref
hisse-i taallüm : öğrenme payı
hüve hüvesine : aynen
i’câz : mu’cizelik özelliği
ikame edilme : yerleştirilme, konulma
imtizac etme : birbiriyle karışma, kaynaşma
istikamet : doğruluk
kabil-i tercüme : tercüme edilebilir, tercümesi mümkün
kâfi : yeterli
kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
kudsiyet : kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık
lâfz : ifade, kelime
lisan : dil
lisân-ı Arabî : Arapça
lisân-ı nahvî : gramere dayalı dil
mahfaza : koruyucu kap, kılıf
mahrem : özel, yabancılara yasak
meâl : kısa açıklama
meâl-i icmâlî : özet açıklama
medar : dayanak noktası, sebep
muhal : imkânsız
muhtasar : özet
muvakkat : geçici
mündefi’ olma : giderilme
müteveccih : yönelik, yönelmiş
nâkıs : eksik
nasihat : öğüt
nazariyât-ı diniye : dinin teorik kısımları
nur : aydınlık, ışık
sair : diğer, başka
sırr-ı velayet : velîlik sırrı
sirayet etme : bir şeyin içine girme, yayılma
taallüm : öğrenme
takdis etme : Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme
talim : öğretme, eğitme
tedris : öğretme, ders verme
tekellüm-ü İlâhî : Cenâb-ı Hakkın konuşması
teşa’ub etme : kısım ve bölümlere ayırma
ulvî : yüce
zaruriyât-ı diniye : dince yapılması zorunlu işler
Yükleniyor...