Block title
Block content
Hattâ değil yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlûkların rızıkları dahi bereket suretinde geliyor. Bunu teyid eden ve kendim gördüğüm bir misal: Benim yakın dostlarım bilirler ki, iki üç sene evvel hergün yarım ekmek -o köyün ekmeği küçüktü- muayyen bir tayınım vardı ki, çok defa bana kâfi gelmiyordu. Sonra dört kedi bana misafir geldiler. O aynı tayınım hem bana, hem onlara kâfi geldi. Çok kere de fazla kalırdı.

İşte şu hal o derece tekerrür edip bana kanaat verdi ki, ben kedilerin bereketinden istifade ediyordum. Kat’î bir surette ilân ediyorum, onlar bana bâr değil. Hem onlar benden değil, ben onlardan minnet alırdım.

Ey insan! Madem canavar suretinde bir hayvan, insanların hanesine misafir geldiği vakit berekete medar oluyor. Öyle ise, mahlûkatın en mükerremi olan insan; ve insanların en mükemmeli olan ehl-i iman; ve ehl-i imanın en ziyade hürmet ve merhamete şâyân aceze, alîl ihtiyareler; ve alîl ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en ziyade lâyık ve müstehak bulunan akrabalar; ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost ve en sadık muhib olan peder ve valide, ihtiyarlık halinde bir hanede bulunsa, ne derece vesile-i bereket ve vasıta-i rahmet ve لَوْلاَ الشُّيُوخُ الرُّكَّعُ لَصُبَّ عَلَيْكُمُ الْبَلاَۤءُ صَبًّ1 sırrıyla yani, “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üstünüze dökülecekti” ne derece sebeb-i def-i musibet olduklarını sen kıyas eyle.

İşte, ey insan, aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın.
اَلْجَزَاۤءُ مِنْ جِنْسِ الْعَمَلِ2 sırrıyla, sen valideynine hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir. Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define: Onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahatlı ve rızkın bereketli geçsin. Yoksa onları istiskal etmek, ölümlerini temenni etmek ve onların nazik ve seriütteessür kalblerini rencide etmekle, خَسِرَ الدُّنْيَا وَاْلآخِرَةَ3 sırrına mazhar olursun. Eğer rahmet-i Rahmân istersen, o Rahmân’ın vedîalarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2:163; Süyûtî, Kenzü’l-Ummâl, 9:167; İmam-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, s. 341; Mecmeu’z-Zevaid, 10:227; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, 3:345.
2 : “Her amel kendi cinsinden birşeyle karşılık görür.” Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1:332; Aliyyu’l-Kâri, el-Esrâru’l-Merfûa, 103.
3 : “Dünyayı da, âhireti de kaybetti.” Hac Sûresi, 22:11.
Önceki Risale: Yirminci Mektup / Sonraki Risale: Yirmi İkinci Mektup
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aceze : güçsüzler, yaşlılar
alîl : hasta
bâr : yük
ehl-i iman : iman edenler, mü’minler
hakikî : gerçek, doğru
hürmet etme : saygı gösterme
ihtiyare : yaşlı kadın
istifade etmek : yararlanmak
istiskal etme : ağır bulup hoşlanmama, değer vermeme
kâfi : yeterli
kat’î : kesin
mahlûkât : yaratılmışlar, varlıklar
mazhar olma : erişme, nail olma
medar olma : sebep olma
minnet alma : iyilik karşısında kendini borçlu hissetme
muayyen : belirli
muhib : seven
mükerrem : ikram edilmiş, saygı gösterilen
müstehak : lâyık, hak etmiş
rencide etme : incitme
sadık : bağlı, doğru
sebeb-i def-i musibet : belâyı uzaklaştırma sebebi
seriütteessür : hemen üzülen, çabuk etkilenen
suret : biçim, şekil
şâyân : lâyık
tahsil etme : kazanma, elde etme
tayın : erzak, yiyecek
tekerrür etmek : tekrarlanmak
teyid : doğrulama
valideyn : anne ve baba
vasıta-i rahmet : rahmet aracı
vesile-i bereket : bereket sebebi
ziyade : fazla, çok
Yükleniyor...