Block title
Block content
İşte, hubb-u caha meftun ve şöhretperestliğe müptelâ adam (ikinci adam), hadsiz bir cemaatin nazarında esfel-i sâfilîne düşer; ehemmiyetsiz ve müstehzî ve hezeyancı bazı serserilerin nazarında muvakkat ve menhus bir mevki kazanır.

اَ ْلاَخِلاَّۤءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلاَّ الْمُتَّقِينَ1 sırrına göre, dünyada zarar, berzahta azap, âhirette düşman bazı yalancı dostları bulur.

Birinci suretteki adam, faraza hubb-u cahı kalbinden çıkarmazsa, fakat ihlâsı ve rıza-yı İlâhîyi esas tutmak ve hubb-u cahı hedef ittihaz etmemek şartıyla, bir nevi meşru makam-ı mânevî, hem muhteşem bir makam kazanır ki, o hubb-u cah damarını kemâliyle tatmin eder. Bu adam az, hem pek az ve ehemmiyetsiz birşey kaybeder; ona mukàbil, çok, hem pek çok kıymettar, zararsız şeyleri bulur.

Belki birkaç yılanı kendinden kaçırır; ona bedel çok mübarek mahlûkları arkadaş bulur, onlarla ünsiyet eder. Veya ısırıcı yabanî eşek arılarını kaçırıp, mübarek rahmet şerbetçileri olan arıları kendine celb eder, onların ellerinden bal yer gibi, öyle dostlar bulur ki, daima dualarıyla ve âb-ı kevser gibi feyizler, âlem-i İslâmın etrafından onun ruhuna içirilir ve defter-i a’mâline geçirilir.

Bir zaman, dünyanın bir büyük makamını işgal eden küçük bir insan, şöhretperestlik yolunda büyük bir kabahat işlemekle âlem-i İslâmın nazarında maskara olduğu vakit, geçen temsilin meâlini ona ders verdim, başına vurdum. İyi sarstı; fakat kendimi hubb-u cahtan kurtaramadığım için, o ikazım dahi onu uyandırmadı.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “O gün dostlar birbirine düşman kesilir ancak takvâ sahipleri müstesna.” Zuhruf Sûresi, 43:67.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âb-ı kevser : cennetteki Kevser Irmağının suyu
âlem-i İslâm : İslâm âlemi
avâm : halk tabakası, sıradan insanlar
berzah : kabir âlemi
bilhassa : özellikle
celb etme : çekme
defter-i a’mâl : amel defteri; iyi ve kötü işlerin kaydedildiği defter
desise : hile, aldatma
dessas : hilebaz, aldatıcı
ehemmiyetsiz : kıymetsiz, önemsiz
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapmış olanlar, inançsız kimseler
ehl-i dünya : dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
esfel-i sâfilîn : aşağıların en aşağısı
evham : kuruntular, şüpheler
faraza : varsayalım ki
feyiz : bolluk, bereket, lütuf
hadsiz : sınırsız
hafiye : gizli çalışan, casus
helâl : dine uygun
hezeyancı : saçmalayan
hiss-i havf : korku damarı, duygusu
hubb-u cah : makam, mevki sevgisi
ihlâs : samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
ittihaz etmek : edinmek, kabullenmek
kemâl : kusursuzluk, mükemmellik
kıymettar : kıymetli
mahlûk : yaratılmış
makam-ı mânevî : mânevî makam
meâl : açıklama, anlam
meftun : düşkün, tutkun
menhus : uğursuz, kötü
mukàbil : karşılık
muvakkat : gelip geçici
mübarek : hayırlı
müptelâ : bağımlı, düşkün
müstehzî : alay eden
nazar : bakış, düşünce
nevi : tür, çeşit
rahmet : ihsan, bağış
rıza-yı İlâhî : Allah’ın rızası
suret : biçim, şekil
şöhretperest : şöhret düşkünü
tahrik etmek : harekete geçirmek
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
ulema : âlimler
ünsiyet : dostluk, yakınlık, alışma
Yükleniyor...