Block title
Block content
Altıncı taife gençlerdir. Bu gençlerin gençlikleri eğer daimî olsaydı, menfi milliyetle onlara içirdiğiniz şarabın muvakkat bir menfaati, bir faidesi olurdu. Fakat o gençliğin lezzetli sarhoşluğu, ihtiyarlıkla elemle ayılması ve o tatlı uykunun ihtiyarlık sabahında esefle uyanmasıyla, o şarabın humarı ve sıkıntısı onu çok ağlattıracak ve o lezzetli rüyanın zevâlindeki elem ona çok hazin teessüf ettirecek. “Eyvah! Hem gençlik gitti, hem ömür gitti. Hem müflis olarak kabre gidiyorum. Keşke aklımı başıma alsaydım!” dedirecek.

Acaba bu taifenin hamiyet-i milliyeden hissesi, az bir zamanda muvakkat bir keyif görmek için, pek uzun bir zamanda teessüfle ağlattırmak mıdır? Yoksa onların saadet-i dünyeviyeleri ve lezzet-i hayatiyeleri, o güzel, şirin gençlik nimetinin şükrünü vermek suretinde, o nimeti sefahet yolunda değil, belki istikamet yolunda sarf etmekle, o fâni gençliği ibadetle mânen ibkà etmek ve o gençliğin istikametiyle dâr-ı saadette ebedî bir gençlik kazanmakta mıdır? Zerre miktar şuurun varsa söyle!

Elhasıl: Eğer Türk milleti yalnız altıncı taife olan gençlerden ibaret olsa ve gençlikleri daimî kalsa ve dünyadan başka yerleri bulunmasa, sizin Türkçülük perdesi altındaki frenkmeşrebâne harekâtınız, hamiyet-i milliyeden sayılabilirdi.

Benim gibi hayat-ı dünyeviyeye az ehemmiyet veren ve unsuriyet fikrini frengî illeti gibi bir maraz telâkki eden ve gençleri nâmeşrû keyif ve hevesattan men’e çalışan ve başka memlekette dünyaya gelen bir adama, “O Kürttür, arkasına düşmeyiniz” diyebilirdiniz ve demeye bir hak kazanabilirdiniz.

Fakat madem ki Türk namı altında olan şu vatan evlâdı, sabıkan beyan edildiği gibi, altı kısımdır. Beş kısma zarar vermek ve keyiflerini kaçırmak, yalnız birtek kısma muvakkat ve dünyevî ve âkıbeti meş’um bir keyif vermek, belki sarhoş etmek, elbette o Türk milletine dostluk değil, düşmanlıktır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âkıbet : netice, son
beyan : açıklama, izah
biçare : çaresiz, zavallı
dâr-ı saadet : saadet yeri olan cennet
dünyevî : dünyaya ait, yönelik
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
eczahane-i kudsiye : İlâhî, mukaddes eczahâne
ehemmiyet : önem
elhasıl : kısaca, özetle
fâni : geçici olan, ölümlü
frengî illeti : Avrupa hastalığı
frenkmeşrebâne : Avrupa ahlâkını örnek alırcasına
fukara : fakirler, yoksullar
hamiyet-i İslâmiye : İslâmın değerlerini koruma ve sahip çıkma gayreti
hamiyet-i milliye : millet için, millî gayeler uğruna fedakarlıkta bulunma ve millî duygu ve hislerin korunması için çaba harcama
harekât : hareketler, davranışlar
hayat-ı dünyeviye : dünya hayatı
hazin : hüzün veren, acıklı
hevesat : hevesler, gelip geçici istekler, arzular
humar : sarhoşluğun verdiği sersemlik, başağrısı
ibkà etmek : sürekli ve kalıcı hâle getirmek
istikamet : doğruluk
kudsî : mukaddes, kutsal
lezzet-i hayatiye : hayatın zevk ve lezzeti
mânen : mânevî yönden
maraz : hastalık, illet
men : yasaklama
menfaat : çıkar, kişisel yarar
menfî milliyet : ırkçılık
meş’um : kötü, fena
mukavemet : direnç, dayanıklılık
muvakkat : gelip geçici
müflis : iflas etmiş
nam : ad
nâmeşrû : dînen uygun ve helâl olmayan
saadet-i dünyeviye : dünya hayatındaki mutluluk
sabıkan : bundan önce
sarf etmek : harcamak
sefahet : dinen helâl olmayan zevk ve eğlence
suret : biçim, görünüş
şuur : bilinç, anlayış, idrak
tabiî felsefe : tabiatçı, materyalist felsefe; herşeyin tabiatın tesiriyle olduğunu savunan felsefî görüş
taife : grup, topluluk
teessüf ettirmek : üzüntü vermek, acı vermek
telâkki eden : anlayan, kabul eden
unsuriyet : ırkçılık
zerre miktar : çok az miktar
zevâl : geçicilik, yokluk
Yükleniyor...