Block title
Block content
Fakat yüzde sekseni ya dağlarda, derelerde münferit yaşıyor, ya derd-i maişet onu ücrâ köşelere sevk ediyor, ya musibetler ve ihtiyarlık gibi âhireti düşündüren vasıtalar cihetiyle insanların cemaatlerinden gelen ünsiyetten mahrumdurlar. O hal onlara ünsiyet verip teselli etmez.

İşte böylelerin hakikî tesellisi ve ciddî ünsiyeti ve tatlı zevki, zikir ve fikir vasıtasıyla kalbi işletmek, o ücrâ köşelerde, o vahşetli dağ ve sıkıntılı derelerde kalbine müteveccih olup Allah diyerek kalbiyle ünsiyet edip, o ünsiyetle, etrafında vahşetle ona bakan eşyaünsiyetkârâne tebessüm vaziyetinde düşünüp, “Zikrettiğim Hâlıkımın hadsiz ibâdı her tarafta bulunduğu gibi, bu vahşetgâhımda da çokturlar. Ben yalnız değilim; tevahhuş mânâsızdır” diyerek, imanlı bir hayattan ünsiyetli bir zevk alır. Saadet-i hayatiye mânâsını anlar, Allah’a şükreder.

ÜÇÜNCÜ TELVİH

Velâyet bir hüccet-i risalettir; tarikat bir burhan-ı şeriattır. Çünkü risaletin tebliğ ettiği hakaik-i imaniyeyi, velâyet bir nevi şuhud-u kalbî ve zevk-i ruhanî ile aynelyakîn derecesinde görür, tasdik eder. Onun tasdiki, risaletin hakkaniyetine kat’î bir hüccettir.

Şeriat ders verdiği ahkâmın hakaikini, tarikat zevkiyle, keşfiyle ve ondan istifadesiyle ve istifazasıyla o ahkâm-ı şeriatın hak olduğuna ve haktan geldiğine bir burhan-ı bâhirdir.

Evet, nasıl ki velâyet ve tarikat, risalet ve şeriatın hücceti ve delilidir; öyle de, İslâmiyetin bir sırr-ı kemâli ve medar-ı envârı ve insaniyetin, İslâmiyet sırrıyla bir maden-i terakkiyâtı ve bir menba-ı tefeyyüzâtıdır.

İşte bu sırr-ı azîmin bu derece ehemmiyetiyle beraber, bazı firak-ı dâlle onun inkârı tarafına gitmişler. Kendileri mahrum kaldıkları o envardan başkalarının mahrumiyetine sebep olmuşlar. En ziyade medar-ı teessüf şudur ki:..
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahkâm : hükümler, kurallar
ahkâm-ı şeriat : şeriatın hükümleri, esasları
aynelyakin : gözle görerek kesin bilgi edinme
burhan-ı bâhir : ap açık delil
burhan-ı şeriat : şeriatın delili
derd-i maişet : geçim sıkıntısı
envar : nurlar, aydınlıklar
eşya : şeyler, varlıklar
firak-ı dâlle : hak yoldan ayrılmış gruplar
gafletkârane : umursamazca, duyarsızcasına
hadsiz : sınırsız
hakaik : gerçekler
hakaik-i imâniye : iman hakikatleri, esasları
hakikî : asıl, gerçek
hakkaniyet : doğruluk, gerçekçilik
Hâlık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
hüccet : delil, kanıt
hüccet-i risâlet : peygamberlik delili
ibâd : kullar
inkâr : inanmama, kabul etmeme
istifâde : faydalanma, yararlanma
istifaza : feyizlenme
kat’î : kesin
keşif : açığa çıkarma
maden-i terakkiyât : terakkiye, ilerlemeye kaynak olan
mahrumiyet : yoksun kalma
medar-ı envâr : nurlar, ışıklar kaynağı
medâr-ı teessüf : üzüntü veren, üzüntü kaynağı
menba-ı tefeyyüzât : bolluk ve bereketler kaynağı
musibet : belâ, büyük sıkıntı
muvakkat : gelip geçici
münferit : tek, yalnız, tek başına
müteveccih : yönelik, yönelmiş
nevi : tür, çeşit
risalet : elçilik, peygamberlik
saadet-i hayatiye : hayattan alınan mutluluk
sırr-ı azîm : büyük sır, gizem
sırr-ı kemâl : mükemmellik sırrı
şeriat : Allah ve Resulü tarafından bildirilen hükümler; İslâmiyet
şuhud-u kalbî : kalbin görmesi
tarikat : tasavvuf adıyla Allah’ı tanımaya ve iman esaslarını inkişaf ettirerek insanı mânevî olgunluğa götüren yol
tasdik : doğrulama, onaylama
tebliğ etme : bildirme, ulaştırma
telvih : üstü kapalı bir şekilde gösterme, açıklama
tevahhuş : korkma, ürkme, yabanîlik çekme
ülfet : alışkanlık
ünsiyet : dostluk, alışkanlık
ünsiyetkârâne : dostça, canayakın bir şekilde
vahşetgâh : ürkütücü yer
velâyet : velîlik; mânevî mertebeler aşarak Allah’ın yakınlığını ve dostluğunu elde etme
zevk-i ruhanî : ruha ait zevk
Yükleniyor...