Block title
Block content
İşte bu hale giriftar olanlar, mizan-ı şeriatı elde tutmak ve usulüddin ulemasının düsturlarını kendine ölçü ittihaz etmek ve İmam-ı Gazâlî ve İmam-ı Rabbânî gibi muhakkıkîn-i evliyanın talimatlarını rehber etmek gerektir.

Ve daima nefsini ittiham etmektir. Ve kusurdan, acz ve fakrdan başka nefsin eline vermemektir.

Bu meşrepteki şatahat, hubb-u nefisten neş’et ediyor. Çünkü muhabbet gözü kusuru görmez. Nefsine muhabbeti için, o kusurlu ve liyakatsiz bir cam parçası gibi nefsini bir pırlanta, bir elmas zanneder. Bu nevi içindeki en tehlikeli bir hata şudur ki:

Kalbine ilhamî bir tarzda gelen cüz’î mânâları “kelâmullah” tahayyül edip, âyet tabir etmeleridir. Ve onunla, vahyin mertebe-i ulyâ-yı akdesine bir hürmetsizlik gelir.

Evet, balarısının ve hayvânâtın ilhâmâtından tut, tâ avâm-ı nâsın ve havâss-ı beşeriyenin ilhâmâtına kadar ve avâm-ı melâikenin ilhâmâtından tâ havâss-ı kerrûbiyyûnun ilhâmâtına kadar bütün ilhâmat, bir nevi kelimât-ı Rabbâniyedir.

Fakat mazharların ve makamların kàbiliyetine göre, kelâm-ı Rabbânî, yetmiş bin perdede telemmu eden ayrı ayrı cilve-i hitab-ı Rabbânîdir.

Amma vahiy ve kelâmullahın ism-i has ve onun en bâhir misal-i müşahhası olan Kur’ân’ın nücumlarına ism-i has olan “âyet” namı öyle ilhâmâta verilmesi, hata-yı mahzdır.

On İkinci ve Yirmi Beşinci ve Otuz Birinci Sözlerde beyan ve ispat edildiği gibi, elimizdeki boyalı âyinede görünen küçük ve sönük ve perdeli güneşin misali, semâdaki güneşe ne nisbeti varsa; öyle de, o müddeîlerin kalbindeki ilham dahi, doğrudan doğruya kelâm-ı İlâhî olan Kur’ân güneşinin âyetlerine nisbeti o derecededir.

Evet, herbir âyinede görünen güneşin misalleri güneşindir ve onunla münasebettardır denilse haktır; fakat o güneşçiklerin âyinesine küre-i arz takılmaz ve onun cazibesiyle bağlanmaz!
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : acizlik, güçsüzlük
avâm-ı melâike : meleklerden dereceleri düşük olanlar
avâm-ı nâs : sıradan halk tabakası
bâhir : ap açık, görünen
cilve-i hitâb-ı Rabbânî : herşeyi yaratıp terbiye eden Allah’ın hitabının cilvesi, yansıması
giriftar olan : tutulan, yakalanan
hata-yı mahz : hatanın ta kendisi
havâss-ı beşeriye : insanların âlim ve aydın kesimi
havâss-ı kerrûbiyyûn : Allah’a yakın olan meleklerin en büyükleri, dört büyük melek
hayvânât : hayvanlar
hubb-u nefis : kendini beğenme, nefse düşkünlük
hüsn-ü zan : güzel düşünce
ilhâmât : ilhamlar, Allah tarafından kalbe gelen mânâlar
ilhamî : Allah tarafından kalbe gönderilen bir tarzda ilham
ism-i has : has ve hususî isim
ittiham etmek : suçlamak
ittihaz etmek : kabul etmek
kelâm-ı Rabbânî : herşeyi yaratıp terbiye eden Allah’ın kelimesi, konuşması
kelâmullah : Allah’ın kelâmı
kelimât-ı Rabbâniye : herşeyi yaratıp terbiye eden Allah’ın kelimeleri, sözleri
kıyas etmek : karşılaştırmak
liyakatsiz : lâyık olmama
mertebe-i ulyâ-yı akdes : yüce ve mukaddes mertebe, derece
meşrep : yol, hareket tarzı, metod
misal : benzer, görüntü
misal-i müşahhas : açıkça görünen örnek
mizan-ı şeriat : şeriat terazisi
muhabbet : sevgi
muhakkıkîn-i evliya : evliyadan Allah dostlarından gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler
müddeî : iddia sahibi
nam : ad, ünvan
nefis : kişinin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
neş’et etme : doğma, ortaya çıkma
nevi : tür, çeşit
nisbet : kıyas, oran
nücum : yıldızlar
semâ : gök
şatahat : mânevî sarhoşluk ve cezbe halindeyken söylenen şeriata aykırı sözler
tabir etmek : açıklamak, yorumlamak
tahayyül : hayâl etme
talimat : bildiriler, emirler
telâkki etmek : anlamak, kabul etmek
telemmu eden : parıldayan, ışıldayan
tevehhüm etme : sanma, zannetme
ulema : âlimler
usulüddin : din usulü, kelâm
vahiy : Cenâb-ı Hak tarafından bir peygambere bildirilen emirler ve bilgiler
Yükleniyor...