Block title
Block content
Cenâb-ı Hakkın rububiyeti noktasında orucun çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

Cenâb-ı Hak, zemin yüzünü bir sofra-i nimet suretinde halk ettiği ve bütün envâ-ı nimeti o sofrada مِنْ حَيْثُ لاَ يَحْتَسِبُ1 bir tarzda o sofraya dizdiği cihetle, kemal-i Rububiyetini ve Rahmaniyet ve Rahimiyetini o vaziyetle ifade ediyor. İnsanlar, gaflet perdesi altında ve esbab dairesinde, o vaziyetin ifade ettiği hakikati tam göremiyor, bazan unutuyor. Ramazan-ı Şerifte ise, ehl-i iman, birden muntazam bir ordu hükmüne geçer. Sultan-ı Ezelînin ziyafetine davet edilmiş bir surette, akşama yakın “Buyurunuz” emrini bekliyorlar gibi bir tavr-ı ubûdiyetkârâne göstermeleri, o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli Rahmâniyete karşı, vüs’atli ve azametli ve intizamlı bir ubûdiyetle mukabele ediyorlar. Acaba böyle ulvî ubûdiyete ve şeref-i keramete iştirak etmeyen insanlar, insan ismine lâyık mıdırlar?

İKİNCİ NÜKTE

Ramazan-ı Mübareğin savmı, Cenâb-ı Hakkın nimetlerinin şükrüne baktığı cihetle, çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

Birinci Sözde denildiği gibi, bir padişahın matbahından bir tablacının getirdiği taamlar bir fiyat ister. Tablacıya bahşiş verildiği halde, çok kıymettar olan o nimetleri kıymetsiz zannedip onu in’âm edeni tanımamak nihayet derecede bir belâhet olduğu gibi; Cenâb-ı Hak, hadsiz envâ-ı nimetini nev-i beşere zemin yüzünde neşretmiş, ona mukàbil, o nimetlerin fiyatı olarak şükür istiyor. O nimetlerin zâhirî esbabı ve ashabı, tablacı hükmündedirler. O tablacılara bir fiyat veriyoruz, onlara minnettar oluyoruz. Hattâ, müstehak olmadıkları pek çok fazla hürmet ve teşekkürü ediyoruz. Halbuki, Mün’im-i Hakikî, o esbabdan hadsiz derecede, o nimet vasıtasıyla şükre lâyıktır. İşte Ona teşekkür etmek, o nimetleri doğrudan doğruya Ondan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.

İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü, sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Umulmadık yerlerden.” Talâk Sûresi, 65:3.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ashab : sahipler
azamet : büyüklük, yücelik
belâhet : aptallık, ahmaklık
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : taraf, yön
derece-i nimet : nimet derecesi
derk etmek : anlamak
ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler
envâ-ı nimet : nimet çeşitleri
esbab : sebepler
gaflet : duyarsızlık, umursamazlık
hadsiz : sınırsız, sonsuz
hakikat : doğru gerçek
hakikî : asıl, gerçek
hâlis : temiz, katıksız
haşmetli : büyük, görkemli
hikmet : gaye, fayda
hususan : özellikle
in’am etmek : nimet vermek
intizam : düzen, tertip
iştirak etmek : katılmak
kıymettar : kıymetli
külliyetli : kapsamlı
matbah : mutfak
mecburiyet : zorunluluk
minnettar olmak : şükran duymak, teşekkür etmek
mukabele etmek : karşılık vermek
mukàbil : karşılık
muntazam : düzenli, intizamlı
Mün’im-i Hakikî : gerçek nimet verici olan Allah
müstehak olmak : lâyık olmak, hak etmek
nazar : bakış, dikkat
neşretmek : yaymak
nev-i beşer : insanlar, insanlık türü
nihayet : son derece
nükte : ince ve anlamlı söz
Rahmâniyet : Allah’ın bütün varlıkları kaplayan merhamet ediciliği
Ramazan-ı Şerif : şerefli Ramazan ayı
sair : diğer, başka
savm : oruç
Sultan-ı Ezelî : hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Sultan, Allah
suret : biçim, şekil
şeref-i keramet : şerefli vazife, görev
taam : yemek
tablacı : yiyecek sunan, tezgahtar
tahtında : altında
tavr-ı ubûdiyetkârâne : kulluğa yakışır tavır, hareket
ubûdiyet : kulluk, ibadet
ulvî : yüce, büyük
umumî : genel
vüs’at : genişlik
zahirî : açık, görünürde
zemin : yeryüzü, dünya
Yükleniyor...