Block title
Block content
ÜÇÜNCÜ NÜKTE

Dua-yı kavlî-i ihtiyarînin makbuliyeti, iki cihetledir: Ya ayn-ı matlubu ile makbul olur; veyahut daha evlâsı verilir.

Meselâ, birisi kendine bir erkek evlât ister. Cenâb-ı Hak, Hazret-i Meryem gibi bir kız evlâdını veriyor. “Duası kabul olunmadı” denilmez. “Daha evlâ bir surette kabul edildi” denilir. Hem bazan kendi dünyasının saadeti için dua eder. Duası âhiret için kabul olunur. “Duası reddedildi” denilmez. Belki, “Daha enfâ bir surette kabul edildi” denilir, ve hâkezâ...

Madem Cenâb-ı Hak Hakîmdir. Biz Ondan isteriz, O da bize cevap verir. Fakat hikmetine göre bizimle muamele eder. Hasta, tabibin hikmetini ittiham etmemeli. Hasta bal ister; tabib-i hâzık, sıtması için sulfato verir. “Tabip beni dinlemedi” denilmez. Belki âh ü fizârını dinledi, işitti, cevap da verdi, maksudun iyisini yerine getirdi.

DÖRDÜNCÜ NÜKTE

Duanın en güzel, en lâtîf, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki:

Dua eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli herşeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerîm Zât var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyâcâtını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir bir Zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ1 der.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” Fâtiha Sûresi, 1:2.
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âh ü fîzâr : feryad
ayn-ı matlub : istenen şeyin kendisi, aynısı
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
cihet : yön, taraf
dua-yı kavlî-i ihtiyarî : bilinçli olarak yapılan sözlü dua
dünyevî : dünyaya ait
enfâ : daha yararlı
evlâ : daha iyi
ferah : sevinç
hadsiz : sınırsız
hâkezâ : bunun gibi
Hakîm : herşeyi hikmetle yaratan Allah
hikmet : gaye ve maksada uygunluk
ihtiyâcât : ihtiyaçlar
inşirah : rahatlık, gönül açıklığı
iştiyak : şiddetli arzu
ittiham etmek : suçlamak
kemâl-i hulûs : tam bir içtenlik
Kerîm : sınırsız ikram, ihsan ve cömertlik sahibi Allah
Kerîm-i Mutlak : lütuf ve cömertliği sınırsız olan Allah
kudret : güç, iktidar
lâtif : ince, hoş
makbuliyet : kabul edilmiş olma
maksud : istenen şey
mütemadiyen : sürekli olarak
Rahîm-i Mutlak : sınırsız şefkat ve merhamet sahibi olan Allah
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
sulfato : kinin; sıtma ilâcı
şehadet : şahitlik, tanıklık
tabib-i hâzık : işinin ehli olan doktor
tasavvur etmek : zihinde canlandırmak, düşünmek
ünsiyet : yakınlık, alışma
vücut bulmak : olmak, meydana gelmek
Yükleniyor...