Block title
Block content
Ey ehl-i kerem ve vicdan! Ve ey ehl-i sehâvet ve ihsan! İhsanlar zekât namına olmazsa, üç zararı var. Bazan da faidesiz gider. Çünkü, Allah namına vermediğin için, mânen minnet ediyorsun, biçare fakiri minnet esareti altında bırakıyorsun. Hem makbul olan duasından mahrum kalıyorsun. Hem hakikaten Cenâb-ı Hakkın malını ibâdına vermek için bir tevziat memuru olduğun halde, kendini sahib-i mal zannedip bir küfrân-ı nimet ediyorsun.

Eğer zekât namına versen, Cenâb-ı Hak namına verdiğin için bir sevap kazanıyorsun, bir şükrân-ı nimet gösteriyorsun. O muhtaç adam dahi sana tabasbus etmeye mecbur olmadığı için, izzet-i nefsi kırılmaz ve duası senin hakkında makbul olur. Evet, zekât kadar, belki daha ziyade nafile ve ihsan, yahut sair suretlerde verip riyâ ve şöhret gibi, minnet ve tezlil gibi zararları kazanmak nerede? Zekât namına o iyilikleri yapıp, hem farzı edâ etmek, hem sevabı, hem ihlâsı, hem makbul bir duayı kazanmak nerede?

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 1

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِى قَالَ: « اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ اْلمَرْصُوصِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا » 2

وَقَالَ: « اَلْقَنَاعَةُ كَنْزٌ لاَ يَفْنَى» وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ

اٰمِينَ وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
3

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
2 : Allahım! “Mü’minler birbiri için sağlam bir binanın taşları gibidir; birbirlerine kuvvet verirler.”
3 : “Kanaat tükenmez bir hazinedir” [Süyûti, el-Fethü’l-Kebîr, 2:309) buyuran Efendimiz Muhammed’e ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun
Sonraki Risale: Hatime
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

biçare : çaresiz
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
eda etme : yerine getirme
ehl-i kerem ve vicdan : cömertlik ve vicdan sahipleri
ehl-i sehâvet ve ihsan : bağış, ikram sahibi ve cömert olanlar
esaret : esirlik
fâidesiz : faydasız
hakikaten : gerçekten
ibâd : kullar
ihlâs : samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme
izzet-i nefs : insanın vakar, şeref ve haysiyetini muhafaza etmesi
keşmekeş-i ihtilâf : anlaşmazlıktan gelen karışıklık
küfran-ı nimet : nimete karşı nankörlük
mahrum : yoksun
makbul : kabul gören
mânen : mânevî yönden, psikolojik olarak
minnet : iyilik karşısında kendini borçlu hissetmek
mücâdele-i mâneviye : mânevî mücâdele
nafile : farz ve vâcib olmayıp fazladan yapılan ibâdet
nam : ad
riyâ : gösteriş
sa’y : çalışma, emek
sahib-i mal : mal sahibi
sair : diğer
sermaye : servet
sevap : hayır; ilâhî mükâfatı kazandıran işler
suret : biçim, şekil
şükrân-ı nîmet : Allah’ın verdiği nîmetlere şükürle mukàbele etme
tabasbus : yaltaklanmak
tevziat : dağıtım
tezlil : zillete düşürme, alçaltma
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...