Block title
Block content
Öyle ise, beyhude ıztıraba düşüp azap çekme. Mülk başkasınındır. O Mâlik hem Kadîrdir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et; rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul.

Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi “Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler” de, pencerelerden seyret, içlerine girme.

BEŞİNCİ KELİME

لَهُ الْحَمْدُ Yani, hamd ve senâ, medih ve minnet Ona mahsustur, Ona lâyıktır. Demek nimetler Onundur ve Onun hazinesinden çıkar. Hazine ise daimîdir. İşte şu kelime şöyle müjde verip diyor ki:

Ey insan! Nimetin zevâlinden elem çekme. Çünkü rahmet hazinesi tükenmez. Ve lezzetin zevâlini düşünüp o elemden feryad etme. Çünkü o nimet meyvesi, bir rahmet-i bînihayenin semeresidir. Ağacı bâki ise, meyve gitse de yerine gelen var. Nimetin lezzeti içinde, o lezzetten yüz derece daha ziyade lezzetli bir iltifat-ı rahmeti hamd ile düşünüp, lezzeti, birden yüz derece yapabilirsin.

Nasıl ki, bir padişah-ı zîşânın sana hediye ettiği bir elma lezzeti içinde, yüz, belki bin elmanın lezzetinin fevkinde, bir iltifat-ı şahane lezzetini sana ihsas ve ihsan eder. Öyle de, لَهُ الْحَمْدُ kelimesiyle, yani hamd ve şükürle, yani nimetten in’âmı hissetmekle, yani Mün’imi tanımakla ve in’âmı düşünmekle, yani Onun rahmetinin iltifatını ve şefkatinin teveccühünü ve in’âmının devamını düşünmekle, nimetten bin derece daha leziz, mânevî bir lezzet kapısını sana açar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Sonraki Risale: İkinci Makam
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâkadar : alâkalı, ilgili
bâki : kalıcı, devamlı; sonsuz
beyhude : boşuna
cefâ : zorluk
elem : acı
fevkinde : üstünde
Hakîm : hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
hamd : şükür ve övgü
ıslah : düzeltme, iyileştirme
İbrahim Hakkı :
ihsan : bağışlama
ihsas : hissettirme
iltifat : lütuf ve iyilikle muamele
iltifat-ı rahmet : İlâhî rahmet tarafından gelen lütuf
iltifat-ı şahane : yüksek iltifât, padişahın lütufla yaptığı özel muamele
in’âm : nimetlendirme
istinad : dayanma
ittiham etmek : suçlamak
Kadîr : kudret sahibi; herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
Kadîr-i Rahîm : çok merhametli ve şefkatli olan ve sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
kâinat : evren, yaratılmış her şey
keder : sıkıntı, üzüntü
kudret : güç, iktidar
levazımat : gerekli olan şeyler
Mâlik : sahip; her şeyin sahibi olan Allah
mânen : mânevî olarak
medih : övgü, şükür
Mevlâ : efendi, sahip, koruyucu; Allah
mülk : sahip olunan şey, hükmedilen yer
Mün’im : nimet verici; gerçek nimet verici olan ve yarattıklarını sonsuz bir şekilde nimetlendiren Allah
müteessir olmak : üzülmek, etkilenmek
padişah-ı zîşân : şanlı padişah
Rahîm : rahmet sahibi; rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
rahmet : şefkat, merhamet
rahmet-i bînihaye : sonsuz rahmet
safâ : rahat ve huzur
semere : meyve
senâ : övme, yüceltme
teveccüh : yönelme
zevâl : yok olup gitme
ziyade : fazla
Yükleniyor...