Block title
Block content
İşte, şu fıkra işaret eder ki, kâinatta tasarruf eden haşmet-i rububiyet, o koca güneşi şu zemin yüzündeki zîhayatlara bir hizmetkâr, bir lâmba, bir ocak; ve koca küre-i zemini onlara bir beşik, bir menzil, bir ticaretgâh; ve ateşi, her yerde hazır bir aşçı ve dost; ve bulutu süzgeç ve murdia; ve dağları mahzen ve ambar; ve havayı, zîhayata enfas ve nüfusa yelpaze; ve suyu, yeniden hayata girenlere süt emziren dâye ve hayvânâta âb-ı hayat veren bir şerbetçi hükmüne getiren rububiyet-i İlâhiye, gayet vâzıh bir surette vahdâniyet-i İlâhiyeyi gösterir.

Evet, Hâlık-ı Vâhidden başka kim güneşi arzlılara musahhar bir hizmetkâr eder?

Ve o Vâhid-i Ehadden başka kim havayı elinde tutar, pek çok vazifelerle tavzif edip rû-yi zeminde çevik çalak bir hizmetkâr eder?

Ve o Vâhid-i Ehadden başka kimin haddine düşmüştür ki, ateşi aşçı yapsın ve kibrit başı kadar bir zerrecik ateşe binler batman eşyayı yuttursun?

Ve hâkezâ, herbir şey, herbir unsur, herbir ecrâm-ı ulviye, o haşmet-i rububiyet noktasında Vâhid-i Zülcelâli gösterir.

İşte, celâl ve haşmet noktasında vâhidiyet göründüğü gibi, cemâl ve rahmet noktasında dahi, nimet ve ihsan, ehadiyet-i İlâhiyeyi ilân eder.

Çünkü, zîhayatta ve bilhassa insanda, o derece san’at-ı câmia içinde, hadsiz envâ-ı nimeti anlayacak, kabul edecek, isteyecek cihazat ve âletler vardır ki, bütün kâinatta tecelli eden bütün esmâsının cilvesine mazhardır.

Âdetâ bir nokta-i mihrakiye hükmünde, bütün Esmâ-i Hüsnâyı birden mâhiyetinin âyinesiyle gösterir ve onunla ehadiyet-i İlâhiyeyi ilân eder.

YEDİNCİ FIKRA:

سِكَّتُهُ فِى ذَاكَ فِى الْكُلِّ وَاْلاَجْزَاءِ. خَاتَمُهُ فِى هٰذَا فِى الْجِسْمِ وَاْلاَعْضَاءِ Meâli şudur ki:
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âb-ı hayat : hayat suyu
âlem-i ekber : en büyük âlem
arzlılar : dünyalılar
cihazat : cihazlar, donanım
cilve : görünme, yansıma
çevik çalak : hareketli, çalışkan
dâye : süt anne, hizmetçi
ecrâm-ı ulviye : gökteki büyük cisimler, gezegenler
ehadiyet-i İlâhiye : Cenâb-ı Allah’ın herbir şeyde birliğinin görünmesi
enfas : nefesler, soluklar
envâ-ı nimet : nimet çeşitleri
esmâ : isimler
Esmâ-i Hüsna : Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri
fıkra : bölüm, kısım
hadsiz : sınırsız
hâkezâ : bunun gibi
Hâlık-ı Vâhid : bir ve tek olan, her şeyin yaratıcısı Allah
haşmet : görkem
haşmet-i rububiyet : Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ediciliğinin haşmeti, görkemi
hayvânât : hayvanlar
heyet-i mecmua : genel yapı, bir şeyin tamamı
hizmetkâr : hizmetçi
ihsan : lütuf, bağış, ikram
kâinat : evren, yaratılmış herşey
küre-i zemin : yerküre, dünya
mahiyet : nitelik, özellik
mahzen : erzak yeri, içinde eşya saklanacak yer
mazhar : ayna, görünme yeri
meâl : açıklama, anlam
menzil : yer, mekan
murdia : süt anne
musahhar : boyun eğdirilmiş
nokta-i mihrakiye : odak noktası
rahmet : şefkat, merhamet
rububiyet-i İlâhiye : Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ediciliği
rû-yi zemin : yeryüzü
san’at-ı câmia : pek çok şeyi içinde toplayan, kapsamlı san’at
Sâni-i Zülcelâl : herşeyi san’atla yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah
sikke-i kübrâ : en büyük mühür, damga
suret : biçim, şekil
tasarruf eden : dilediği gibi kullanan ve yöneten
tavzif etme : vazifelendirme
tecellî : görünme
ticaretgâh : ticaret yapılan yer
unsur : madde, parça, element
vahdâniyet-i İlâhiye : Allah’ın bir ve tek olması
Vâhid-i Ehad : birliği herşeyi kapladığı gibi herbir şeyde birliği ayrı ayrı görülen Allah
Vâhid-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve görkem sahibi, bir ve tek olan Allah
vâhidiyet : Allah’ın birliği
vâzıh : açık, aşikâr
Yükleniyor...