Block title
Block content
Dünü getiren yarını getirdiği gibi, maziyi icad eden o Zât-ı Kadîr, istikbali dahi icad eder. Dünyayı yapan o Sâni-i Hakîm, âhireti de yapar.

Evet, Mâbud-u Bilhak yalnız o Kadîr-i Zülcelâl olduğu gibi, Mahmud-u bi’l-Itlak yine yalnız Odur. İbadet Ona mahsus olduğu gibi, hamd ü senâ dahi Ona hastır.

Hiç mümkün müdür ki, semâvât ve arzı halk eden bir Sâni-i Hakîm, semâvât ve arzın en mühim neticesi ve kâinatın en mükemmel meyvesi olan insanları başıboş bıraksın, esbab ve tesadüfe havale etsin, hikmet-i bâhiresini abesiyete kalb etsin? Hâşâ!

Hiç mümkün müdür ki, hakîm, alîm bir zât, bir ağacı gayet ehemmiyetle tedbir ve tasvir edip ve gayet derecede hikmetle idare ve terbiye ettiği halde, o ağacın gayesi, faidesi olan meyvelerine bakmayıp ehemmiyet vermesin; hırsız ellere, boş yerlere dağılsın, zayi olsun?

Elbette bakmamak, ehemmiyet vermemek olamaz. Çünkü ağaca ehemmiyet vermek, meyveleri içindir. İşte, şu kâinatın zîşuuru ve en mükemmel meyvesi ve neticesi ve gayesi, insandır.

Şu kâinatın Sâni-i Hakîmi, mümkün müdür ki, şu zîşuur meyvelerin meyveleri olan hamd ve ibadeti, şükür ve muhabbeti başkalara verip hikmet-i bâhiresini hiçe indirsin, veyahut kudret-i mutlakasını acze kalb ettirsin, veyahut ilm-i muhîtini cehle çevirsin? Yüz bin defa hâşâ!

Hiç mümkün müdür ki, şu kâinat sarayının binasındaki makàsıd-ı Rabbâniyenin medarı olan zîşuur ve zîşuurun serfirâzı olan nev-i insanın mazhar olduğu nimetlere mukàbil izhar ettikleri şükür ve ibadeti, o saray-ı kâinatın Sâniinden başkasına gitsin?

Ve o Sâni-i Zülcelâl, o gayetülgaye olan şükür ve ibadeti, başkalara gitmesine müsaade etsin?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abesiyet : faydasızlık ve gayesizlik
acz : acizlik, güçsüzlük
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat
alîm : her şeyi hakkıyla bilen Allah
arz : yeryüzü, dünya
cehl : cahillik, bilgisizlik
envâ-ı nimet : nimet çeşitleri
esbab : sebepler
gayet derecede : son derece
gayetülgaye : gayenin gayesi; asıl maksat
hadsiz : sınırsız
hakîm : her şeyi hikmetli yapan
halk eden : yaratan
hamd ü senâ : şükür ve övgü
hamd : minnet, övgü ve şükür
hâşâ : asla, kesinlikle öyle değil
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hikmet-i bâhire : ap açık hikmet
ibadet : Allah’a kulluk etmek
icad : yoktan yaratma
ilm-i muhît : herşeyi ihata edici, kuşatıcı ilim
istikbal : gelecek zaman
izhar etme : gösterme, açığa çıkarma
Kadîr-i Zülcelâl : kudreti herşeyi kuşatan, haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kalb etmek : dönüştürmek
kudret-i mutlaka : sınırsız kuvvet
Mâbûd-u Bilhak : hakkıyla ibadete lâyık olan Allah
Mahmud-u bi’l-Itlak : sınırsız olarak hamdedilmeye ve övülmeye lâyık olan Allah
makàsıd-ı Rabbâniye : herşeyin Rabbi olan Allah’ın yüce maksatları, gayeleri
mazhar olma : erişme, nail olma
mazi : geçmiş zaman
medar : dayanak noktası, eksen
mu’cizât-ı san’at : san’at mu’cizeleri
muhabbet : sevgi
mukàbil : karşı, karşılık
muktedir : gücü yeten, yapabilen
nev-i insan : insanlar
Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
Sâni-i Hakîm : herşeyi hikmetle yaratan ve herşeyin san’atkârı olan Allah
Sâni-i Zülcelâl : herşeyi san’atla yaratan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah
saray-ı kâinat : kâinat sarayı
semâvât : gökler
serfirâz : baş üstünde, başı dik
şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
tasvir : suret ve şekil verme
tedbir : çekip çevirme, ihtiyacını karşılama
Yükleniyor...