Block title
Block content
Demek, bir Kadîr-i Zülcelâl, bir Hakîm-i Zülkemâl, mütemadiyen tavaif-i mevcudatı ve her taife içindeki cüz’iyatı ve o taifelerden teşekkül eden âlemleri, kudretiyle hayat verip tavzif eder, sonra hikmetiyle terhis edip mevte mazhar eder, âlem-i gayba gönderir, daire-i kudretten, daire-i ilme çevirir.

İşte, hiç mümkün müdür ki, şu kâinatı heyet-i mecmuasıyla çevirmeye muktedir olmayan ve bütün zamanlara hükmü geçmeyen ve âlemleri hayata, mevte bir fert gibi mazhar etmeye kudreti yetmeyen ve baharları, bir çiçek gibi hayat verip, yeryüzüne takıp, sonra mevtle ondan koparıp alamayan bir zât, mevt ve imâteye sahip çıkabilsin?

Evet, en cüz’î bir zîhayatın mevti dahi, hayatı gibi, bütün hakaik-i hayat ve envâ-ı mevt elinde bulunan bir Zât-ı Zülcelâlin kanunuyla, izniyle, emriyle, kuvvetiyle, ilmiyle olmak zarurîdir.

SEKİZİNCİ KELİME

وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ Yani, hayatı daimîdir, ezelî ve ebedîdir. Mevt ve fenâ, adem ve zevâl Ona ârız olamaz. Çünkü hayat, Ona zâtîdir.

Zâtî olan, zâil olamaz. Evet, ezelî olan, elbette ebedîdir. Kadîm olan, elbette bâkidir. Vâcibü’l-Vücud olan, elbette sermedîdir.

Evet, bir hayat ki, bütün vücut, bütün envârıyla onun gölgesidir; nasıl adem ona ârız olabilir?

Evet, bir hayat ki, vâcib bir vücut onun lâzımı ve ünvanıdır; elbette adem ve fenâ hiçbir cihetle ona ârız olamaz.

Evet, bir hayat ki, bütün hayatlar mütemadiyen onun cilvesiyle zuhura gelir ve bütün hakaik-i sabite-i kâinat ona istinad eder, onunla kaimdir. Elbette, hiçbir cihetle fenâ ve zevâl ona ârız olamaz.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : yokluk, hiçlik
âlem-i gayb : görünmeyen, fakat mahiyeti Allah tarafından bilinen âlem
ârız olma : yaklaşma, ilişme
bâki : devamlı, sürekli, ölümsüz
bekà : devamlılık, süreklilik
cihet : yön, taraf
cilve : görünme, yansıma
cüz’î : küçük
cüz’iyat : ferdler, bireyler
daimî : devamlı, sürekli
daire-i ilim : ilim dairesi
daire-i kudret : Allah’ın sonsuz güç ve iktidarının hâkim olduğu daire
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
envâ-ı mevt : ölüm çeşitleri
envar : nurlar, aydınlıklar
eşyâ-i kesîre : pek çok şey
ezelî : başlangıcı olmayan sonsuzluk
fenâ : geçip gitme, yok olma
hakâik-ı sâbite-i kâinat : kâinatta sabit olup değişmeyen hakikatler, gerçekler
hakaik-i hayat : hayatın içindeki gizli hakikatler, gerçekler
heyet-i mecmua : genel yapı, bütün
hikmet : bir şeyi belli bir amaç ve yarar doğrultusunda yapma
imâte : öldürme
istinad etme : dayanma
kadîm : varlığının başı ve öncesi olmayan
kaim : ayakta duran, var olan
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kudret : güç, iktidar
lem’a-i cilve : bir cilvenin, görüntünün parıltısı
mâruz-u fena : yok olmaya mâruz olan
mazhar etme : eriştirme, kavuşturma
mevt : ölüm
muktedir olma : gücü yetme, iktidar sahibi olma
mütemadiyen : sürekli olarak
sermedî : daimî, sürekli
taife : topluluk
tavzif : görevlendirme
terhis etme : vazifeye son verme
teşekkül eden : oluşan, meydana gelen
vâcib : varlığı zorunlu olan
Vâcibü’l-Vücud : varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
vahdet : birlik, teklik
vücut : varlık
zail : geçici, yok olucu
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve görkem sahibi olan Zât, Allah
zâtî : kendisine ait
zevâl : batma, kaybolma
zîhayat : canlı
zuhur etme : belirme, görünme
Yükleniyor...