Block title
Block content
Evet, bir hayat ki, onun bir lem’a-i cilvesi, mâruz-u fenâ ve zevâl olan eşya-yı kesireye bir vahdet verip bekàya mazhar eder ve dağılmaktan kurtarır ve vücudunu muhafaza eder ve bir nevi bekàya mazhar eder. Yani, hayat, kesrete bir vahdet verir, ibkà eder; hayat gitse dağılır, fenâya gider. Elbette, öyle hadsiz lemeât-ı hayatiye bir cilvesi olan hayat-ı vâcibeye, zevâl ve fenâ yanaşamaz.

Şu hakikate şahid-i kat’î, şu kâinatın zevâl ve fenâsıdır. Yani, mevcudat, vücutlarıyla, hayatlarıyla nasıl ki o Hayy-ı Lâyemûtun hayatına ve o hayatın vücub-u vücuduna delâlet ve şehadet ederler.HAŞİYE

Öyle de, mevtleriyle, zevâlleriyle o hayatın bekàsına, sermediyetine delâlet eder ve şehadet ederler. Çünkü, mevcudat zevâle gittikten sonra, arkalarında yine kendileri gibi hayata mazhar olup yerlerine geldiklerinden, gösteriyor ki, daimî bir zîhayat var ki, mütemadiyen cilve-i hayatı tazelendiriyor.

Nasıl ki, güneşe karşı cereyan eden bir nehrin yüzünde kabarcıklar parlar, gider. Gelenler aynı parlamayı gösterip, taife taife arkasında parlayıp, sönüp gider. Bu sönmek, parlamak vaziyetiyle, yüksek, daimî bir güneşin devamına delâlet ederler. Öyle de, şu mevcudat-ı seyyaredeki hayat ve mevtin değişmeleri ve münavebeleri, bir Hayy-ı Bâkînin bekà ve devamına şehadet ederler.

Evet, şu mevcudat, âyinelerdir. Fakat zulmet nura âyine olduğu gibi, hem karanlık ne derece şiddetliyse o derece nurun parlamasını gösterdiği gibi, çok cihetlerle zıddiyet noktasında âyinedarlık ederler.

Meselâ, nasıl ki mevcudat acziyle kudret-i Sânie âyinedarlık eder, fakrıyla gınâsına âyinedar olur. Öyle de, fenâsıyla bekàsına âyinedarlık eder.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Hazret-i İbrahim Aleyhisselâmın Nemruda karşı imâte ve ihyâda güneşin tulû ve gurubuna intikali, cüz’î imâte ve ihyâdan küllî imâte ve ihyâya intikaldir ve bir terakkidir; o delilin en parlak ve en geniş dairesini göstermekdir. Yoksa, bir kısım ehl-i tefsirin dedikleri gibi hafî delili bırakıp zâhir delile çıkmak değildir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : acizlik, güçsüzlük
Aleyhisselâm : Allah’ın selâmı onun üzerine olsun
âyine : ayna
âyinedar olma : ayna tutma, yansıtma
bekà : devamlılık, süreklilik
cereyan etmek : akmak
cilve : görünme, yansıma
cilve-i hayat : hayat görüntüsü, yansıması
cüz’î : küçük, ferdî, kişisel
daimî : sürekli, devamlı
delâlet : delil olma, işaret etme
ehl-i tefsir : Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayıp yorumlayanlar
eşcâr : ağaçlar
fakr : fakirlik, muhtaçlık
fenâ : geçip gitme, yok olma
gınâ : zenginlik
gurub : güneşin batışı
hadsiz : sınırsız
hafî : gizli
hakikat : gerçek ve doğru
haşiye : dipnot
hayat-ı vacibe : varlığı gerekli olan hayat
Hayy-ı Bâkî : sürekli var olan ve sonsuz hayat sahibi olan Allah
Hayy-ı Lâyemût : ölümün kendisi için söz konusu olmadığı, daimî hayat sahibi Allah
ibkà etmek : sürekli ve kalıcı hale getirmek
ihyâ : diriltme, hayat verme
imâte : öldürme
intikal etme : geçme, ulaşma
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kesret : çokluk
kudret-i Sâni : herşeyi san’atla yaratan güç ve kudret sahibi Allah
küllî : büyük, kapsamlı; tür veya türlere ait
lemeât-ı hayatiye : hayat ile igili parıltılar
mazhar etmek : kavuşturmak, sağlamak
mazhar olma : erişme, kavuşma
mevcudat : varlıklar
mevcudât-ı seyyâre : devamlı hareket eden varlıklar
mevt : ölüm
münavebe : nöbetleşe hareket etme
mütemadiyen : sürekli olarak
nevi : çeşit, tür
nur : aydınlık, ışık
sermediyet : daimîlik, süreklilik
şahid-i kat’i : kesin şahit
şehadet : şahidlik, tanıklık
taife : topluluk
terakki : ilerleme, yükselme
tulû etme : doğma
vahdet : birlik, teklik
vaziyet-i fakirâne : fakirce durum
vücub-u vücud : varlığın gerekli oluşu ve var olmak için bir nedene ihtiyacın olmayışı
zâhir : açık, aşikâr
zevâl : gelip geçicilik, kaybolma
zıddiyet : zıtlık, karşıtlık
zîhayat : canlı
zulmet : karanlık
Yükleniyor...