Block title
Block content
Evet, zeminin yüzü ve yüzündeki eşcârın kıştaki vaziyet-i fakirâneleri ve baharda şâşaa-pâş olan servet ve gınâları, gayet kat’î bir surette, bir Kadîr-i Mutlak ve Ganiyy-i Ale’l-Itlakın kudret ve rahmetine âyinedarlık eder. Evet, bütün mevcudat, güya lisan-ı hal ile, Veyse’l-Karanî gibi şöyle münâcât ederler, derler ki:

“Yâ İlâhenâ! Rabbimiz Sensin. Çünkü biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden Sensin.

“Hem Sensin Hâlık. Çünkü biz mahlûkuz, yapılıyoruz.

“Hem Rezzâk Sensin. Çünkü biz rızka muhtacız; elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve rızkımızı veren Sensin.

“Hem Sensin Mâlik. Çünkü biz memlûküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demek Mâlikimiz Sensin.

“Hem Sen Azizsin, izzet ve azamet sahibisin. Biz zilletimize bakıyoruz; üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek Senin izzetinin âyinesiyiz.

“Hem Sensin Ganiyy-i Mutlak. Çünkü biz fakiriz; fakrımızın eline yetişmediği bir gınâ veriliyor. Demek Ganî Sensin, veren Sensin.

“Hem Sen Hayy-ı Bâkîsin. Çünkü biz ölüyoruz; ölmemizde ve dirilmemizde bir daimî hayat verici cilvesini görüyoruz.

“Hem Sen Bâkîsin. Çünkü biz, fenâ ve zevâlimizde, Senin devam ve bekànı görüyoruz.

“Hem cevap veren, atiyye veren Sensin. Çünkü biz, umum mevcudat, kalî ve hâlî dillerimizle daimî bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerlerine geliyor, maksudlarımız veriliyor. Demek bize cevap veren Sensin.”

Ve hâkezâ, bütün mevcudatın, küllî ve cüz’î herbirisi birer Veyse’l-Karanî gibi, bir münâcât-ı mâneviye suretinde bir âyinedarlıkları var. Acz ve fakr ve kusurlarıyla kudret ve kemâl-i İlâhîyi ilân ediyorlar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : acizlik, güçsüzlük
atiyye : hediye, nîmet
âyine : ayna
âyinedarlık : ayna tutucu olma
azamet : büyüklük, yücelik
Aziz : izzet, şeref ve yücelik sahibi Allah
Bâkî : Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden ve dilediği varlığa bekâ veren, onları sonsuz ve kalıcı hale getiren Allah
bekà : devamlılık, süreklilik
cilve : görünme, yansıma
cüz’î : ferd, birey
daimî : devamlı, sürekli
fakr : fakirlik, muhtaçlık
fenâ : geçip gitme, kaybolma
Ganî : sınırsız zenginlik sahibi olan Allah
Ganiyy-i Ale’l-Itlak : her cihetle sınırsız zenginlik sahibi Allah
Ganiyy-i Mutlak : sınırsız zenginliğe sahip olan Allah
gınâ : zenginlik, muhtaç olmama
hâkezâ : bunun gibi
Hâlık : herşeyi var eden yaratıcı Allah
hâlî : davranışla, hareketlerle
Hayy-ı Bâkî : sürekli var olan ve sonsuz hayat sahibi olan Allah
izzet : şeref, üstünlük
Kadîr-i Mutlak : kudreti herşeyi kuşatan, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
kàlî : sözle
kat’î : kesin
kemâl-i İlâhî : İlâhî mükemmellik, kusursuzluk
kudret : güç, iktidar
küllî : tür, cins; büyük ve kapsamlı, varlıklar
lisan-ı hal : beden dili
mahlûk : yaratılmış
maksud : kastedilen şey, gaye
Mâlik : herşeyin hakiki sahibi olan Allah
memlûk : kul, köle
mevcudat : varlıklar
münâcât : dua, yakarış
münâcât-ı mâneviye : mânevî dua, yalvarış
nefis : insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
niyaz : dua, yalvarma
Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve hâkimiyeti altında bulunduran Allah
rahmet : merhamet, ihsan, bağış
Rezzâk : bütün canlıların rızkını veren Allah
servet : varlık, zenginlik
suret : biçim, şekil
şâşaa-pâş : parlaklık, canlılık yayan
tasarruf etme : bir mülkü istediği gibi kullanma
terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma
umum : bütün
Yâ İlâhenâ : ey bizim İlâhımız
zevâl : geçip gitme, ölme
zillet : alçalma, aşağılanma
Yükleniyor...