Block title
Block content
Çünkü, herşeyin vücudunu ihata eden hadsiz imkânât ve ihtimâlât içinde ve semeresiz, akîm yollarda ve karışık ve yeknesak, sel gibi mizansız akan câmid unsurlardan, gayet hassas bir ölçüyle, nazik bir tartıyla ve gayet ince bir intizamla, nazenin bir nizamla verilen mevzun şekil ve muntazam teşahhus, bizzarure ve bilbedâhe, belki bilmüşahede, bir irade-i külliyenin eseri olduğunu gösterir.

Çünkü, hadsiz vaziyetler içinde bir vaziyeti intihap etmek, bir tahsis, bir tercih, bir kast ve bir irade ile olur. Ve amd ve arzu ile tahsis edilir. Elbette tahsis, bir muhassısı iktiza eder. Tercih, bir müreccihi ister. Muhassıs ve müreccih ise iradedir.

Meselâ, insan gibi yüzler muhtelif cihazat ve âlâtın makinesi hükmünde olan bir vücudun, bir katre sudan; ve yüzer muhtelif âzâsı bulunan bir kuşun, basit bir yumurtadan; ve yüzer muhtelif kısımlara ayrılan bir ağacın, basit bir çekirdekten icadları, kudret ve ilme şehadet ettikleri gibi, gayet kat’î ve zarurî bir tarzda, onların Sâniinde bir irade-i külliyeye delâlet ederler ki, o irade ile, o şeyin herşeyini tahsis eder. Ve o irade ile, her cüz’üne, her uzvuna, her kısmına ayrı, has bir şekil verir, bir vaziyet giydirir.

Elhasıl: Nasıl ki eşyada, meselâ hayvânattaki ehemmiyetli âzânın, esasat ve netâic itibarıyla birbirlerine benzeyişleri ve tevafukları ve birtek sikke-i vahdet izhar etmeleri, nasıl kat’î olarak delâlet ediyor ki, umum hayvânâtın Sânii birdir, Vâhiddir, Ehaddir.

Öyle de, o hayvânâtın ayrı ayrı teşahhusları ve simalarındaki başka başka hikmetli taayyün ve temeyyüzleri delâlet eder ki, onların Sâni-i Vâhidi, Fâil-i Muhtardır ve iradelidir; istediğini yapar, istemediğini yapmaz, kast ve irade ile işler.

Madem ilm-i İlâhîye ve irade-i Rabbâniyeye mevcudat adedince, belki mevcudatın şuûnâtı adedince delâlet ve şehadet vardır. Elbette, bir kısım feylesofların irade-i İlâhiyeyi nefiy ve bir kısım ehl-i bid’atın kaderi inkâr ve bir kısım ehl-i dalâletin, cüz’iyâta adem-i ıttılaını iddia etmeleri ve tabiiyyunun bir kısım mevcudatı tabiat ve esbaba isnad etmeleri, mevcudat adedince muzaaf bir yalancılıktır ve mevcudatın şuûnâtı adedince muzaaf bir dalâlet divaneliğidir. Çünkü hadsiz şehadet-i sadıkayı tekzip eden, hadsiz bir yalancılık işlemiş olur.

İşte, meşiet-i İlâhiye ile vücuda gelen işlerde, “inşaallah, inşaallah” yerinde, bilerek “tabiî, tabiî” demek ne kadar hata ve muhalif-i hakikat olduğunu kıyas et.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

amd : kasıt, istek
âzâ : uzuvlar, organlar
bilbedâhe : açık bir şekilde
bilmüşahede : gözle görüldüğü gibi
bizzarure : zorunlu olarak
câmid : cansız
cihazat : cihazlar, âletler
cihet : yön, taraf
cüz’ : parça
delâlet etme : delil olma, işaret etme
Ehad : bir olan ve herbir varlıkta birliği tecellî eden Allah
ehemmiyetli : önemli
elhasıl : özetle
esasat : esaslar, prensipler
eşya : şeyler, varlıklar
Fâil-i muhtar : kendi istek ve iradesi ile iş gören Allah
gayet : son derece
hadsiz : sınırsız
hayvanât : hayvanlar
hikmet : gaye, maksat
icad : yaratma, var etme
ihata : kapsayıcılık
ihtimâlât : ihtimaller
iktiza etme : gerektirme
ilm-i İlâhî : Allah’ın herşeyi kuşatan ilmi
imkânât : olması imkân dahilinde olan şeyler, kâinattaki varlıklar
intihap etmek : seçmek
intizam : düzenli oluş
irade : dileme, tercih ve seçim yapma gücü
irade-i külliye : herşeyi kuşatan irade, Allah’ın iradesi
irâde-i Rabbâniye : bütün varlıkları terbiye eden, idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın iradesi, dilemesi
izhar : gösterme, açığa çıkarma
kast : amaç, hedef
kat’î : kesin
katre : damla
kudret : güç, iktidar
mevzun : ölçülü
mizan : ölçü, denge, tartı
muhassıs : tahsis edici, belirleyici
muhtelif : çeşitli
muntazam : düzenli
müreccih : tercih eden
nâzenin : nazlı, ince, hassas
nazik : ince
netâic : sonuçlar
nizam : düzen, kanun
Sâni : herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
Sâni-i Vâhid : tek olan ve herşeyi san’atlı yapan ve birliği herşeyi kuşatan Allah
semere : meyve
sikke-i vahdet : birlik mührü
sima : yüz
şehadet : şahidlik, tanıklık
taayyün : belirlenme, belirli olma
tahsis : belirleme
temeyyüz : benzerlerinden farklı, üstün olan
teşahhus : belirli bir kişiliğe ve maddî yapıya sahip kılma
tevafuk : denk gelme, uygunluk
umum : bütün
uzuv : organ
Vâhid : bir olan ve birliği herşeyi kaplayan Allah
vaziyet : durum, şekil
vücûd : varlık
yeknesak : monoton
Yükleniyor...