Block title
Block content
Demek, vücut rüsuh peydâ ettikçe, kuvvet ziyadeleşir; az bir şey, çok hükmüne geçer. Hususan vücut rüsuh-u tam kazandıktan sonra, maddeden mücerred ise, kayıt altına girmezse, o vakit cüz’î bir cilvesi, sair hafif tabakat-ı vücudun çok âlemlerini çevirebilir.

İşte, وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى1 şu kâinatın Sâni-i Zülcelâli, Vâcibü’l-Vücuddur. Yani, Onun vücudu zâtîdir, ezelîdir, ebedîdir, ademi mümtenidir, zevâli muhaldir ve tabakat-ı vücudun en râsihi, en esaslısı, en kuvvetlisi, en mükemmelidir.

Sair tabakat-ı vücut, Onun vücuduna nisbeten gayet zayıf bir gölge hükmündedir. Ve o derece Vücud-u Vâcib, râsih ve hakikatli; ve vücud-u mümkünat o derece hafif ve zayıftır ki, Muhyiddin-i Arabî gibi çok ehl-i tahkik, sair tabakat-ı vücudu evham ve hayal derecesine indirmişler, لاَ مَوْجُودَ اِلاَّ هُوَ2 demişler.

Yani,“Vücud-u Vâcib’e nisbeten başka şeylere vücut denilmemeli; onlar vücut ünvanına lâyık değillerdir” diye hükmetmişler.

İşte, Vâcibü’l-Vücud’un hem vâcib, hem zâtî olan kudretine karşı, mevcudatın hem hâdis, hem ârızî vücutları ve mümkünâtın hem kararsız, hem kuvvetsiz sübutları, elbette nihayet derecede kolay ve hafif gelir.

Bütün ruhları haşr-i âzamda ihyâ edip muhakeme etmek, bir baharda, belki bir bahçede, belki bir ağaçta haşir ve neşrettiği yaprak ve çiçek ve meyveler kadar kolaydır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” Nahl Sûresi, 16:60.
2 : Ondan başka hiçbir gerçek varlık yoktur.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlem-i hârici : dış âlem, dünya
âlem-i misal : bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem
ârızî : sonradan var olan
ehl-i tahkik : gerçeği delilleriyle araştıran âlimler
hâdis : sonradan olan
haşr-i âzam : en büyük haşir; öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
kuvve-i îcâdiye : icâd etme kabiliyeti, gücü
misalî : görüntüye dayalı
muhakeme etmek : sorgulayıp hükme bağlamak
muhal : imkânsız
mücerred : soyut, soyutlanmış
mümkinat : varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah’ın var etmesine bağlı olanlar
mümteni : imkânsız
neşr : yayma
nihayet : son
nisbeten : kıyasla, oranla
peydâ etme : kazanma
râsih : sağlam, sarsılmaz
rüsuh : kökleşme, sağlamlaşma
rüsuh-u tam : tam olarak kökleşme, sağlamlaşma
sair : diğer, başka
Sâni-i Zülcelâl : büyüklük ve yücelik sahibi, herşeyi san’atlı bir şekilde yapan Allah
sübut : sabit oluş
şuur : bilinç, anlayış, idrak
tabakat-ı vücud : varlık tabakaları
tahavvülât : değişimler
tasarrufat : faaliyetler, uygulamalar
vâcib : zorunlu, gerekli
Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan, varlığı hiçbir sebebe bağlı olmayan Allah
vücud-u haricî : ortaya çıkmış olan, görünen varlık
vücud-u mânevî : mânevî varlık
vücud-u mümkinât : varlığı da yokluğu da mümkün olanların varlığı; kâinattaki herbir şeyin varlığı
Vücud-u Vâcib : varlığı zorunlu olan Cenâb-ı Hakkın varlığı
vücut : varlık
zâtî : kendi zatında bulunan, kendisinden ayrılmayan özellik
zerre : atom
zevâl : sona erme, yokluk
ziyadeleşmek : artmak, çoğalmak
Yükleniyor...