Block title
Block content
Şu safhanın arkasında haşir ve neşrin pek kolay olduğunu tenvir eden büyük bir burhan vardır.

Ey haşir ve neşri inkâr eden kafasız! Ömründe kaç defa cismini tebdil ediyorsun? Sabah ve akşam elbiseni değiştirdiğin gibi her sene de bir defa tamamıyla cismini tebdil ve tecdid ediyorsun, haberin var mıdır? Belki her senede, her günde cisminden bir kısım şeyler ölür, yerine emsali gelir. Bunu hiç düşünemiyorsun. Çünkü kafan boştur. Eğer düşünebilseydin, her vakit âlemde binlerce nümuneleri vukua gelen haşir ve neşri inkâr etmezdin. Doktora git, kafanı tedavi ettir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Nefsin belâhet ve hamakatine bak ki, bir Rabb-i Muhtar-ı Hakîm tarafından terbiye edildiğini ve o Rabb-i Hakîmin memlûk ve masnûu olduğunu bildiğine ve bu temellük ve terbiyenin bütün efrad, envâ, ecnasta câri olmakla meselenin bir kaide-i külliye şeklini aldığına ve bu feyzin şümullü olmakla bir nevi icmâ ve fiilî bir tasdike mazhar olduğuna nazaran kanun ve düstur şeklinde olan hâdiseye ve kesb-i külliyet eden kaideye bakarak kanaat ve itminan etmesi lâzım iken, bütün âfâkı cilvelendiren tecelliyât-ı esmâyı -kendisi de o cilvelerde hissedar olduğu halde- vasıta-i tesettür ve alâmet-i ihmal sanıyor. Güya o nefsin fevkinde onun bütün ahvâlini kontrol eden kimse yoktur. Ve kendisini, yaptığı fiillerinde fiil içinde müstetir Hû gibi görüyor. Tecelliyâtın genişliğini imtinâa, büyüklüğünü ademe hamletmekle, şeytanı bile yaptığı mugalâtadan utandırıyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Zeylû'l-Hubâb / Sonraki Risale: Zeylü'l-Habbe
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : yokluk, hiçlik
âfâk : ufuklar
ahvâl : haller, davranışlar
alâmet-i ihmal : ihmal belirtisi, başı boş bırakılmışlık işareti
âlem : dünya, evren
belâhet : aptallık, ahmaklık
câri olmak : geçerli olmak
cilve : görüntü, yansıma
cilvelendirmek : akisleriyle doldurmak
düstur : kural
ecnas : cinsler; altında türlerin sıralandığı sınıflar
efrad : fertler, bireyler
emsal : benzerler
envâ : neviler, türler
fevkinde : üstünde
feyiz : bereket, bolluk
fiil : iş, hareket
fiilî : hareketlerle, davranış ve uygulama olarak
hâdise : olay, olgu
hamakat : ahmaklık
hamletmek : yüklemek, isnat etmek, vermek
haşir ve neşir : öldükten sonra tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma
hissedar : pay sahibi
i’lem eyyühe’l-aziz : “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz
icmâ : fikir birliği; bir asırda müçtehid kimselerin, dinî bir meselede vardıkları görüş birliği
imtinâ : imkânsızlık
inkâr etmek : reddetmek
itminan etmek : tatmin olmak, emniyet ve güven hissetmek
kaide : düstur, prensip
kaide-i külliye : genel, kapsamlı kural; kendisine cüz’î, detay meselelerin tatbik edilebildiği genel kural
kendisini fiil içinde müstetir Hû gibi görmek : fiillerin, arkasında bulunan gerçek tesir sahibi olan Allah’ı görmeyerek, hâşâ o fiilleri ben yaptım demekle kendini özne yapmak
kesb-i külliyet : kapsamlılık, genellik özelliği kazanma
masnû : san’at eseri varlık
mazhar olmak : ayna olmak, nail olmak
memlûk : mülk olan, sahip olunan şey
mesele : konu, problem
mugalâta : demagoji; aldatmak maksadıyla yanlış sözler söyleme
nazaran : bakarak, –göre
nefis : insanı daima kötülüğe, zevk ve isteklere sevk eden duygu
nevi : çeşit
nümune : örnek
Rabb-i Hakîm : herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan ve herbir varlığın her türlü ihtiyacını karşılayıp idare eden Allah
Rabb-i Muhtar-ı Hakîm : herbir varlığın her türlü ihtiyacını karşılayan, dilediğini dilediği gibi yapan, herşeyi belirli maksat ve faydalara uygun ve tam yerli yerinde yaratan Allah
şümullü : kapsamlı
tasdik : doğrulama, onaylama
tebdil etmek : değiştirmek
tecdid etmek : yenilemek
tecelliyât : tecellîler; yansımalar, görüntüler
tecelliyât-ı esmâ : Allah’ın isimlerinin tecellileri, yansımaları
temellük : sahiplenme
terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma
vasıta-i tesettür : örtünme, gizlenme aracı
vukua gelme : gerçekleşme, meydana gelme
Yükleniyor...