Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakkın insana verdiği nimetler, ister âfâkî olsun, ister enfüsî olsun, bazı şerait altında insana gelip vusul buluyor. Meselâ, ziya, hava, gıda, savt ve sadâ gibi nimetlerden insanın istifade edebilmesi, ancak göz, kulak, ağız, burun gibi vesaitin açılmasıyla olur. Bu vesait, Allah’ın halk ve icadıyla olur. İnsanın eli, kesb ve ihtiyarında yalnız o vesaiti açmaktır. Binaenaleyh, o nimetleri yolda bulmuş gibi sahipsiz, hesapsız olduğunu zannetmesin. Ancak Mün’im-i Hakikînin kastıyla gelir, insan da ihtiyariyle alır. Sonra ihtiyaca göre in’am edenin iradesiyle bedeninde intişar eder.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Herhangi birşeyin sonu ve âhiri intizam ve güzellikçe evvelinden aşağı olmadığı gibi, zahiri ve sureti de san’at ve hikmetçe bâtınından güzel değildir. Öyleyse, eşyanın içyüzlerini ve nihayetlerini sahipsiz zannedip, tesadüflere havale etme. Çiçek ile, çiçekten çıkan semeredeki eser-i san’at ve hikmet; çekirdek ile, çekirdekten çıkan filizin eser-i san’at ve nakşından aşağı değildir. Binaenaleyh, Sâni-i Zülcelâl hem Evveldir, hem Âhir, hem Zahirdir, hem Bâtın. 1 وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’ân’ın i’câzı, tahrifine bir settir. Evet, madem Kur’ân mu’cizedir, beşer onun taklidini yapamaz. Âyetleri başka kelâmlarla tebdil edilmekle tahrif ve tağyiri mümkün değildir. Çünkü, müfessir, müellif, mütercim, muharref üslûplarını, kisvelerini âyâtın kisvesiyle iltibas ettiremezler. Âyetlerde i’câz damgası vardır. O damganın altında olmayan kelâmlar âyet addedilemez. Öyleyse i’câz, tahrif ve tağyiri kabul etmez.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “O herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilendir.” Bakara Sûresi, 2:137.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Katrenin Zeyli / Sonraki Risale: Zeylû'l-Hubâb
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

addedilmek : sayılmak, kabul edilmek
Âhir : her şeyin sonuna hükmeden ve sonlarına meyve, çekirdek, sevap gibi sonuçlar takan Allah
âhiri : sonu
âyât : âyetler; Kur’ân’da yer alan cümleler
âyet : delil, Allah’ın varlığına işaret eden şey
âyet-i celile : yüce mânâları içinde barındıran âyet
azîm : büyük
Bâtın : her şeyin içine hükmeden ve bir fabrika gibi donatan Allah
bâtını : içyüzü, içi
beşer : insan
binaenaleyh : bundan dolayı
cin ve ins : cinler ve insanlar
delâlet : işaret
eser-i san’at ve hikmet : san’at ve hikmet eseri, san’at ve hikmetle yapılan eser
eser-i san’at ve nakış : nakış ve san’at eseri, san’atlı ve nakışlı eser
eşya : varlıklar
Evvel : her şeyin öncesini plânlayıp takdir eden Allah
havale etme : bir işi başka birine bırakma
hikmetçe : hikmet yönünden; belli bir amaç ve hedefe yönelik olarak
i’câz : mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma
i’lem eyyühe’l-aziz : Ey aziz kardeşim bil ki!
ihtiyar : dileme, tercih, seçim
iltibas etmek : karıştırmak
in’am eden : nimeti veren
intişar etmek : yayılmak
intizam : disiplin, düzen
irade : dileme, tercih
kelâm : ifade, söz
kisve : elbise
küfran : iyilik bilmeme, nankörlük
mu’cize : Allah tarafından verilen ve bir benzerini yapmada insanların aciz kaldığı olağanüstü şey
muharref : tahrif edilmiş, bozulmuş
müellif : yazar
müfessir : Kur’ân-ı Kerimi yorumlayan âlim
Mün’im-i Hakikî : gerçek nimet verici olan Allah
mütercim : tercüman
nihayet : son
nimet : yaşamak için lâzım olan maddî mânevî her şey
Sâni-i Zülcelâl : büyüklük ve haşmet sahibi olan ve her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
semere : meyve
sureti : görünen yüzü, şekli
şedit : şiddetli
tâdât etmek : saymak
tağyir : değiştirme
tahrif : değiştirme, bozma
tebdil edilmek : değiştirilmek
tevlid eden : doğuran, sebep olan
tuğyan : baş kaldırma, azgınlık, taşkınlık
vaziyet : durum, hal
Zâhir : her şeyin dışını çeşitli nakışlarla süsleyip en güzel şekilde düzenleyen Allah
zahiri : dışı
zikredilmek : anılmak
Yükleniyor...