Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Hanzalenin çekirdeğinde hanzale ağacı mündemiç ve dahil olduğu gibi, Cehennemin de küfür ve dalâlet tohumunda müstetir bulunduğunu, şuhudî bir yakînle müşahede ettim. Ve keza, nasıl ki hurmanın çekirdeği hurma ağacına hamiledir; aynen öyle de, iman habbesinde de Cennetin mevcut olduğunu hads-i kat’î ile gördüm. Çünkü, o çekirdeklerin ağaçlara tahavvül ve inkılâpları garip olmadığı gibi, küfür ve dalâlet mânâsı da tâzip edici bir Cehennemi, imân ve hidâyet de bir Cenneti intaç edeceğinde istib’ad yoktur.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Tohum olacak bir habbenin kalbi, yani içi delindiği zaman, elbette sümbüllenip neşvünemâ bulamaz, ölür gider. Kezâlik, ene ile tâbir edilen enâniyetin kalbi, “Allah Allah” zikrinin şuâ ve hararetiyle yanıp delinirse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Hâlık-ı Semâvat ve Arza isyan edemez. O zikr-i İlâhî sâyesinde ene mahvolur. İşte Nakşibendîler, zikir hususunda ittihaz ettikleri zikr-i hafî sayesinde, kalbin fethiyle, ene ve enâniyet mikrobunu öldürmeye ve şeytanın emirberi olan nefs-i emmârenin başını kırmaya muvaffak olmuşlardır. Kezâlik, Kâdirîler de, zikr-i cehrî sayesinde tabiat tâğutlarını tarümâr etmişlerdir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Âlemde herşeyin yüzünde hikmet eserleri göründüğü gibi, en uzak, en geniş, en ince kesretin tabakaları üstünde de hikmet, ihtimam eserleri görülmektedir. Evet, kesret ve tekessürün müntehası ve neticesi olan insanın sahife-i vechinde, cephesinde, cildinde, ellerinin içlerinde kalem-i kaderle pek çok çizgiler, hatlar, nakışlar, nişanlar yazılmıştır. Malûmdur ki, insanın şu sahifelerinde yazılan o kelimeler, harfler, noktalar, harekeler, ruh-u insanîde bulunan mânâlara, mâneviyatlara delâlet ettikleri gibi, fıtratında kader tarafından yazılan mektuplara da işaretleri vardır. Arkadaş, insanın geçen sahifelerine kaderin yazdığı haşiye, tesadüf ve ittifakın dühulüne bir menfez bırakmamıştır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Katrenin Zeyli / Sonraki Risale: Zeylû'l-Hubâb
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlem : dünya, evren
dalâlet : doğru yoldan sapkınlık
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
dühul : içeri girme, müdahele etme
emirber : emri yerine getirmeye hazır
enâniyet : benlik
ene : ben, benlik
fıtrat : yaratılış, mizaç
firavunlaşmak : kendisini Firavun gibi ilâh seviyesinde büyük görme
gaflet : sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma
garip : şaşırtıcı, tuhaf
habbe : dane, tohum
Hâlık-ı Semâvat ve Arz : gökleri ve yeri yaratan Allah
hararet : ısı, sıcaklık
hareke : Arapça'da harflerin hangi ses değeriyle okunacağını gösteren işaretler
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hidayet : doğru ve hak olan yol, İslâmiyet
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
husus : mevzu, konu
ihtimam : dikkat, özen, önem verme
i'lem eyyühe'l-aziz : "Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!" mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir deyim
inkılâp : dönüşüm, dönüşme
intaç etmek : netice vermek
istib'ad : akıldan uzak tutma, uzak görme
ittifak : anlaşma, birlik
ittihaz etmek : kabullenmek, edinmek
kader kalemi : Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak herşeyi bilip takdir etmesi ve yazması
kalem-i kader : kader kalemi, Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması
kesret : çokluk
kezâlik : bunun gibi
küfür : Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği herhangi bir şeyi inkâr etmek, inançsızlık, dinsizlik
mahvolmak : yok olmak
malûm : bilinen
mâneviyat : mânevi âleme ait olan şeyler
menfez : delik
muvaffak olmak : başarmak
münteha : en son nokta, netice
nakış : işleme, süsleme
nefs-i emmâre : hazır zevke düşkün ve insanı daima kötülüğe sevk eden duygu
neşvünemâ bulmak : büyüyüp gelişmek
nişan : alâmet, işaret
ruh-u insanî : insan ruhu
sahife-i vech : yüz sayfası; Cenâb-ı Hakkın isimlerini tecellî edip yazıldığı insan yüzü
şuâ : ince ışık hüzmesi, ışın
tabiat tâğutları : tabiat putları; insanları Allah’a karşı isyana sevk eden tabiattaki her şey
tâbir etme : isimlendirme, ifade edilme
tarümâr etmek : dağıtmak, perişan etmek
tâzip etme : azap verme, işkence etme
tekessür : çoğalma
tesadüf : rastlantı
zikir : Allah lâfzını tekrar edip Onu anma; tas. belirli ifadelerle, belirli zamanlarda, belirli sayı ve edep kuralları çerçesinde düzenli olarak Allah’ı anma, hatırlama
zikr-i cehrî : açıktan yüksek sesle veya çevredekilerin duyacağı şekilde yapılan, sesli zikir
zikr-i hafî : gizli zikir; alçak sesle, kişinin ancak kendisinin duyabileceği zikir
zikr-i İlâhî : Allah’ı anma, hatırlama
Yükleniyor...