Block title
Block content
Ey ahmak nokta-i sevda! Hâlıkın ef’âli sana nâzır değildir. Ancak Ona bakar. Kâinatı senin hendesen üzerine yapmış değildir. Ve seni hilkat-i âlemde şahit tutmamıştır. İmam-ı Rabbânî’nin (r.a.) dediği gibi: “Melikin atiyelerini, ancak matiyyeleri taşıyabilir.”

Remz

Arkadaş! Bilhassa muztar olanların dualarının büyük bir tesiri vardır. Bazan o gibi duaların hürmetine, en büyük birşey en küçük birşeye musahhar ve muti’ olur. Evet, kırık bir tahta parçası üzerindeki fakir ve kalbi kırık bir mâsumun duası hürmetine, denizin fırtınası, şiddeti, hiddeti inmeye başlar. Demek dualara cevap veren Zât, bütün mahlûkata hâkimdir. Öyleyse, bütün mahlûkata dahi Hâlıktır.

Remz

Kardeşlerim! Nefsin en mühim bir hastalığı da şudur ki, küllü cüz’îde, büyüğü küçükte görmek istiyor. Göremediği takdirde red ve inkâr eder. Meselâ, küçük bir kabarcıkta, güneşin tamamıyla tecelliyâtını ister. Bunu göremediği için, o kabarcıktaki cilvenin güneşten olduğunu inkâr eder. Halbuki, şemsin vahdeti, tecelliyâtının da vahdetini istilzam etmez.

Ve keza, delâlet etmek tazammun etmeyi iktizâ etmez. Meselâ, kabarcıktaki güneşin cilvesi güneşin vücuduna delâlet eder, fakat güneşi tazammun edemez, yani içine alamaz.

Ve keza, birşeyi birşeyle tavsif edenin o şeyle muttasıf olması lâzım gelmez. Meselâ, şeffaf bir zerre, şemsi tavsif eder, fakat şems olamaz. Balarısı Sâni-i Hakîmi vasıflandırır, amma Sâni olamaz.

Remz

Arkadaş! Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. İman yolu ise, suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi pek kolay ve zahmetsizdir. Meselâ: Bir insan, gövdesinin cihât-ı sittesini güneşlendirmek istediği zaman, ya bir Mevlevî gibi dönerek gövdesinin her tarafını güneşe karşı getirir veya güneşi o mesafe-i baîdeden celp ile gövdesinin etrafında döndürecektir. Birinci şık, tevhidin kolaylığına misaldir. İkincisi de, küfrün zahmetlerine misaldir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Katre / Sonraki Risale: Hubâb
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

atiye : hediye
bilhassa : özellikle
celp : çekme
cihât-ı sitte : altı yön; sağ, sol, ön, arka, yukarı ve aşağı yönleri
cilve : görüntü, yansıma
cüz’î : ferd, birey
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
hâkim : hükmeden, idareci
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
iktizâ etmek : gerektirmek
İmam-ı Rabbânî : (bk. bilgiler)
istilzam etmek : gerektirmek
keza : aynı, aynı biçimde
küfür : inkâr ve inançsızlık
küll : bütün, genel
mahlûkat : yaratılmış varlıklar
matiyye : binek hayvanı
melik : hükümdar, sultan
mesafe-i baîde : uzak mesafe
Mevlevî : Mevlevîlik tarikatına mensup kimse
misal : örnek
musahhar : boyun eğen, emre uyan
muti’ : itaat eden
muttasıf olma : sıfatı üzerinde taşıma
muztar : çaresiz, zorda kalan
mühim : önemli
nefis : bir kimsenin kendisi; maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
remiz : işaret
Sâni : her şeyi san’atla yaratan Allah
Sâni-i Hakîm : her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
şems : güneş
tavsif etme : tanıtma, niteliğini bildirme
tazammun etmek : içine almak
tecelliyât : yansımalar, görünümler
tevhid : birleme, her şeyi bir şeye verme
vahdet : bir, tek olma
vasıf : belli bir özellik
vücud : varlık
Zât : Cenâb-ı Hakkın Kendisi
zerre : atom, maddenin en küçük parçası
ziya : ışık, parlaklık
Yükleniyor...