Block title
Block content
Sual: Şirk bu kadar zahmetli olduğu halde niçin kâfirler kabul ediyorlar?

Cevap: Kasten ve bizzat kimse küfrü kabul etmez. Yalnız şirk hevâ-i nefislerine yapışır. Onlar da içine düşer; mülevves, pis olurlar. Ondan çıkması müşkülleşir. İman ise, kasten ve bizzat takip ve kabul edilmekle kalbin içine bırakılır.

Remz

Arkadaş! Bir kelime-i vahidenin işitilmesinde, bir adam, bin adam birdir. Yaratılış hususunda da, kudret-i ezeliyeye nisbeten birşey, bin şey birdir. Nev’ ile fert arasında fark yoktur.

Remz

Arkadaş! Bütün zamanlarda, bütün insanların maddî ve mânevî ihtiyaçlarını temin için nâzil olan Kur’ân’ın hârikulâde hâiz olduğu câmiiyet ve vüs’atle beraber, tabakat-ı beşerin hissiyatına yaptığı mürâat ve okşamalar, bilhassa en büyük tabakayı teşkil eden avâm-ı nâsın fehmini okşayarak, tevcih-i hitap esnasında yaptığı tenezzülât, Kur’ân’ın kemâl-i belâgatine delil ve bâhir bir burhan olduğu halde, hasta olan nefislerin dalâletine sebep olmuştur. Çünkü, zamanların ihtiyaçları mütehaliftir. İnsanlar fikirce, hisçe, zekâca, gabâvetçe bir değildir. Kur’ân mürşiddir. İrşad umumî oluyor. Bunun için, Kur’ân’ın ifadeleri zamanların ihtiyaçlarına, makamların iktizasına, muhatapların vaziyetlerine göre ayrı ayrı olmuştur. Hakikat-i hal bu merkezde iken, en yüksek, en güzel ifade çeşitlerini Kur’ân’ın herbir ifâdesinde aramak hatâ olduğu gibi, muhatabın hissine, fehmine uygun olan bir üslûbun mizan ve mirsadıyla, mütekellime bakan, elbette dalâlete düşer.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Katre / Sonraki Risale: Hubâb
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

avâm-ı nâs : halk tabakası
bâhir : çok açık
bilhassa : özellikle
burhan : güçlü ve sarsılmaz delil
câmiiyet : kapsımlılık, kapsamlı oluş
dalâlet : doğru yoldan sapkınlık
fehim : anlama, kavrayış
fert : birey
gabâvet : anlayışsızlık
hâiz : sahip
hakikat-i hal : işin aslı, gerçeği
hârikulâde : olağanüstü, şaşırtıcı derecede
hevâ-i nefis : nefsin gelip geçici arzu ve istekleri
hissiyat : duygular, hisler
iktiza : gerektirme
iman : inanç, inanma
irşad : doğru yolu gösterme
kâfir : Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin şeylerden birini inkâr eden kimse
kasten ve bizzat : bilerek ve kendisi isteyerek
kelime-i vahide : bir tek kelime
kemâl-i belâgat : hal neyi gerektiriyorsa tam ona göre, mükemmel bir şekilde konuşma
kudret-i ezeliye : Allah’ın ezelden beri var olan kudreti, güç ve kuvveti
küfür : inkâr ve inançsızlık
makam : derece, konum
mirsad : gözetleme vasıtası; dürbün
mizan : terazi
muhatap : hitap edilen kimse
mülevves : kirli, pis
mürâat : riayet etme, uyma
mürşid : doğru yolu gösteren
müşkül : zor
mütehalif : farklı
mütekellim : konuşan
nâzil olan : inen, indirilen
nefis : bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
nev' : tür
nisbeten : oranla, kıyasla
remiz : işaret
sual : soru
şirk : Allah’a ortak koşma
tabakat-ı beşer : insan tabakaları
tenezzülât : muhatabın seviyesine göre hitap etmeler
teşkil eden : oluşturan
tevcih-i hitap : sözü birine yöneltme, birine hitap etmeler
umumî : genel, herkese ait
üslûb : ifade ve söyleyiş tarzı
vaziyet : durum
vüs’at : genişlik
Yükleniyor...