Block title
Block content
Çünkü, bâki bir hüsn fâni bir müştaka razı olamaz. Ve zâil ve fâni bir âşıkın, ebedî ve bâki olan mahbubuna muhabbeti adavete kalb olur. Evet insan, eli veya fehmi yetişmediği güzel birşeyi, kendisini tesellî için takbih eder. Bu itibarla, bu âlem Sâni’i istilzam ettiği gibi, Sâni’ de âlem-i âhireti istilzam eder.

Ve keza, bu âlemin Sâni’inde pek rahîmâne bir şefkat vardır. Zîra görüyoruz ki, bu âlemde yardım isteyen bir musibetzedeye kemâl-i sür’atle yardım ediliyor. Dergâh-ı izzete iltica eden kurtuluyor. Sual eden sâillerin istekleri veriliyor. En âdi bir zîhayatın sesi işitiliyor ve hâceti kabul ediliyor. İşte böyle bir şefkat sahibi, nev-i beşerin en büyük, en lâzım, en zarurî, şedit bir hâceti hakkında, bütün insanlar namına yaptığı duada istediği Cenneti ve saadet-i ebediyeyi ve ba’sü ba’del mevti yapacaktır. Bilhassa, o reis-i muhteremin şu umumî duasına, bütün zevilhayat, bütün mahlûkat “Âmin! Âmin!” diyorlar.

Bak, o zât öyle bir maksat, öyle bir gaye için saadet isteyip dua ediyor ki, insanı ve bütün mahlûkatı, esfel-i sâfilîn olan fenâ-yı mutlaka sukuttan, kıymetsizlikten, faidesizlikten, abesiyetten, âlâ-yı illiyîn olan kıymete, bekàya, ulvî vazifeye, mektubat-ı Samedâniye olması derecesine çıkarıyor.

Bak, hem öyle yüksek bir fîzar-ı istimdatkârâneyle istiyor ve öyle tatlı bir niyaz-ı istirhamkârâneyle yalvarıyor ki, güya bütün mevcudata, semâvâta, arşa işittirip, vecde getirip, duasına “Âmin, Allahümme, âmin!” dedirtiyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Reşhalar / Sonraki Risale: Katre
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abesiyet : faydasızlık, anlamsızlık
adavet : düşmanlık
âdi : basit, sıradan
âlâ-yı illiyîn : yüceler yücesi, en yüksek mertebe
âlem : dünya; kâinat
âlem-i âhiret : öldükten sonraki hayat, âhiret âlemi
Allahümme : âmin ey Allahım, kabul eyle
âmin : kabul eyle, ey Allahım
arş : gök, semâ
Arş-ı Âzam : Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer
arz : dünya
ba’sü ba’del mevt : öldükten sonra âhirette tekrar diriltilme
bâki : devamlı, kalıcı
bekà : devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk
benî Âdem : Âdem oğulları, insanlar
bilhassa : özellikle
câmi : kapsayan, içine alan
dergâh-ı izzet : Allah’ın üstünlük, yücelik kapısı
ebedî : sonsuz
esfel-i sâfilîn : aşağıların aşağısı
fâni : geçici, sonlu
fehm : anlayış, kavrayış
fenâ-yı mutlak : sonsuz yok oluş, her şeyini kaybedip gitme
fîzar-ı istimdatkârâne : imdat ve yardım isteyen bir edâ ile inleme
gaye : amaç, hedef
hâcet : ihtiyaç
hülâsa-i ubudiyet : kulluğun özü, özeti
hüsün : güzellik
iltica etmek : sığınmak
istilzam etmek : gerektirmek
itibar : özellik
kalb olmak : dönüşmek
kemâl-i sür'at : çok hızlı bir şekilde
kezâ : bunun gibi
lâzım : gerekli
mahbub : sevgili
mahlûkat : yaratılmış varlıklar
maksat : amaç, hedef
mektubat-ı Samedâniye : Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san’atı anlatan eserler
mevcudat : varlıklar, var edilenler
muhabbet : sevgi
musibetzede : belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse
müştak : çok istekli, aşık
müteveccihen : yönelerek
namına : adına
nev-i beşer : insanlar, insanlık türü
niyaz-ı istirhamkârâne : rahmet dileyerek dua etme, yalvarma
rahîmâne : çok merhametli ve şefkatli bir şekilde
razı olmak : hoşnut olmak
reis-i muhterem : hürmet ve saygıya lâyık olan önder
saadet : mutluluk
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
sâil : dileyen, isteyen
Sâni’ : herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah
semâvât : gökler
sual etmek : istemek
sukut : alçalış, düşüş
şedit : şiddetli
şefkat : merhamet
takbih etmek : kötülemek
ulvî : yüksek, yüce
umumî : genel, herkese ait
vazife : görev
vecde getirmek : coşkuya getirmek
zâil : yok olup gidici, geçici
zarurî : zorunlu
zât : kişi
zevilhayat : canlılar
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zîra : çünkü
Yükleniyor...